| |
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Beraet (Tevbe)
Suresi |
| Ravi |
: |
Sevban |
| Hadis |
: |
"Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda
sarfetmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele" ayeti nazil olduğu zaman biz, Hz.
Peygamberle bir seferde bulunuyorduk. Ashabından bazısı: "Ayet altın ve gümüş
hakkında indi, hangi malın daha hayırlı olduğunu keşke bilseydik?" dedi.
Resulullah (sav) şu cevabı verdi: "Sahip olunan şeylerin en efdali: Zikreden bir
dil, şükreden bir kalb, kocasının imanına yardımcı olan saliha bir
zevcedir." |
| HadisNo |
: |
647 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Beraet (Tevbe)
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
"Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda
sarfetmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele" ayeti nazil olduğu zaman,
Müslümanlar bundan fazlaca kaygılandılar. Hz. Ömer (ra): "Ben sizin üzüntünüzü
gidereceğim, haydi gelin" dedi ve gidip Hz. Peygamber (sav)`e müracaat ederek:
"Ey Allah`ın Resulü", dedi "bu ayet ashabını çok kaygılandırdı." Hz. Peygamber :
"Allah zekatı, malınızda baki kalan kirliliği temizlemek için farz kıldı.
Nitekim, sizden sonrakilere kalması için de mirası farz kıldı" buyurdu. İbnu
Abbas devam etti: (Resulullah`ın bu açıklaması üzerine) Hz. Ömer (ra)
sevincinden (Allahu ekber) dedi. Peygamberimiz (sav) açıklamasına devamla, Hz.
Ömer (ra)`e: "Kişinin kendi lehine biriktirdiği şeyin ne olduğunu sana haber
vereyim mi? Bu, saliha bir kadındır. Yani nazar ettiği zaman kendini hoşnud
kılacak, emrettiği zaman itaat edecek, evinden uzaklaştığı zaman (malını ve
namusunu) koruyacak olan kadın" |
| HadisNo |
: |
648 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Beraet (Tevbe)
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
"Allah`a ve ahiret gününe inananlar mallarıyla,
canlarıyla savaşmak istediklerinden ötürü geri kalmak için senden izin
istemezler.." (Tevbe, 44) ayeti, Nur suresindeki şu ayetle neshedilmiştir:
"Doğrusu Allah`a ve Peygamberine inanan mü`minler, Peygamberle beraber bir işe
karar vermek için toplandıklarında ondan izin almaksızın gitmezler. Ey Muhammed!
Senden izin isteyenler, işte onlar, Allah`a ve Peygamberine inananlardır. Bazı
işleri için senden izin isterlerse, içlerinden dilediğine izin ver, Allah`tan,
onların bağışlanmalarını dile. Allah şüphesiz bağışlar, merhamet eder" (Nur,
62). |
| HadisNo |
: |
649 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Beraet (Tevbe)
Suresi |
| Ravi |
: |
Ebu Mes`ud
el-Bedri |
| Hadis |
: |
Sadaka vermeyi emreden ayet (Tevbe, 103) nazil
olduğu zaman biz (ücret mukabilinde) sırtlarımızda yük taşıyor (bu yolla bir
şeyler kazanıp) ondan sadaka veriyorduk. Bir adam (Abdurrahman İbnu Avf) gelerek
çok miktarda bağışta bulundu. (Münafıklar dedikodu yaparak onun hakkında,
gösteriş yapıyor), mürai dediler. Hemen şu ayet nazil oldu: "Sadaka vermekte
gönülden davranan mü`minlere dil uzatan ve ancak ellerinden geldiği kadar
verebilenlerle alay eden kimselere bu davranışlarının cezasını Allah verir.
Onlara can yakıcı azab vardır" (Tevbe, 79). |
| HadisNo |
: |
650 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Beraet (Tevbe)
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Ömer |
| Hadis |
: |
Abdullah İbnu Übey İbni Selül öldüğü zaman oğlu (ra)
Resulullah (sav)`ın huzur-i alilerine çıkıp, mübarek gömleklerini babasına kefen
olarak vermesini taleb etti. Resulullah (sav) talebi kabul edip verdi. Bunun
üzerine, babasının cenaze namazını kıldırıvermesini taleb etti. Resulullah (sav)
bu talebi de kabul etti ve namaz kıldırmak üzere kalktı. Ancak, Hz. Ömer (ra)
kalkarak Resulullah (sav)`ı elbisesinden tuttu ve: "Ey Allah`ın Resulü, Rabbin
seni, ona namaz kılmaktan men etmişken, sen nasıl ona namaz kılarsın?" diye
müdahale etti. Resulullah (sav): "Allah beni muhayyer bırakmıştır, zira:
"Onların ister bağışlanmasını dile, ister dileme, birdir. Onlara yetmiş defa
bağışlanma dilesen de Allah onları bağışlamayacaktır" (Tevbe, 80) buyurmaktadır.
Ben yetmişden de fazla bağışlama talebinde bulunacağım" dedi. Hz. Ömer (ra):
"Ama, o münafıktır!" dedi. Resulullah (sav) buna rağmen onun ardından namaz
kıldı. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti inzal buyurdu: "Onlardan ölen hiç
kimse için ebediyyen namaz kılmayacaksın, mezarı başında da durmayacaksın. Çünkü
onlar Allah ve Resulüne inanmadılar, fasık olarak öldüler" (Tevbe, 84). Hz. Ömer
(ra) der ki: "Sonra o gün Resulullah (sav)`a karşı izhar ettiğim cür`ete hayret
ettim. Allah ve Resulü daha iyi bilirler." (Bu son cümlenin İbnu Abbas`ın sözü
olma ihtimali de mevcuttur) (Tirmizi`nin rivayetinde şu ziyade var: "Resulullah
(sav) bu ayetten sonra münafıkların cenaze namazını kılmadı") |
| HadisNo |
: |
651 |
|
| |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Beraet (Tevbe)
Suresi |
| Ravi |
: |
Ali |
| Hadis |
: |
Ben, müşrik olan anne babası için, Allah`tan af ve
mağfiret dileyen birini gördüm. Kendisine: "Sen müşrik olan anne baban için
istiğfarda mı bulunuyorsun, (olur mu bu?)" dedim. Adam bana: "(Niye olmasın,
Kur`an-ı Kerimede) Hz. İbrahim (a.s.) müşrik olan babası için istiğfar
etmektedir" diye cevap verdi. Ben durumu Resulullah (sav)`a anlattım. Bunun
üzerine şu mealdeki ayet indi: "Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra,
akraba bile olsalar, puta tapanlar için mağfiret dilemek Peygambere ve müminlere
yaraşmaz. İbrahim`in, babası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir
sözden ötürü idi. Allah`ın düşmanı olduğunu anlayınca ondan uzaklaştı..."
(Tevbe, 113-114). |
| HadisNo |
: |
653 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Beraet (Tevbe)
Suresi |
| Ravi |
: |
Muhammed İbnu
Şihab ez-Zühri |
| Hadis |
: |
Bana Abdurrahman İbnu Abdillah İbni Ka`b İbni Malik
nakletti: Abdullah İbnu Ka`b -ki babası Ka`b gözlerini kaybettiği zaman
kardeşleri değil, kendisi babasına rehberlik etmişti- kavmi içinde Resulullah
(sav)`ın ashabının hadislerini en iyi bilen ve en iyi öğrenmiş olanıydı.
Abdullah dedi ki: "Babam Ka`b İbnu Malik`in, Resulullah (sav) Tebük seferine
çıktığı zaman, sefere katılmayışı ile ilgili hikayeyi kendisinden dinledim.
Şöyle anlatmıştı: "Ben Tebük gazvesi hariç Resulullah (sav)`ın çıkardığı
gazvelerden hiçbirine katılmamazlık etmemiştim. Gerçi Bedir gazvesine iştirak
etmedim. Ancak buna katılmayanlardan kimseyi Resulullah (sav) kınamadı. O
seferde Resulullah (sav) ve Müslümanlar savaşı değil, Kureyş`in kervanını ele
geçirmeyi düşünüyorlardı. Ne var ki Cenab-ı Hakk bunlarla düşmanı beklenmedik
anda karşı karşıya getirdi. Ben Akabe gecesinde İslam`la müşerref olup ilk
andlaşmayı yaptığımız esnada Resulullah (sav)`la beraberdim. Ben Akabe`de hazır
bulunmayı Bedir`de hazır bulunmaya değişmem, halk Bedir gazasını Akabe biatından
daha çok ansa da. Benim Tebük seferinden geri kalışımla ilgili habere gelince,
gerçekten ben hiçbir zaman, o sıradaki kadar güçlü ve zengin olmamıştım. Allah`a
kasemle söylüyorum, daha önce hiçbir zaman devem olmamıştı. Ama o gazve
sırasında iki tane binmeye mahsus devem vardı. Bir de Resulullah (sav) gazaya
niyet etti mi mübhem ifadeler kullanarak asıl hedefi belli etmezdi. Fakat bu
gazvede öyle yapmadı. Çünkü Tebük seferi çok sıcak bir mevsimde oluyordu. Uzak
bir seferi ve tehlikeleri göze almış, büyük bir düşmanı hedef edinmişti.
Müslümanlar gazve hazırlıklarını tam yapsınlar diye durumu bütün ciddiyetle
açıklamış, gidecekleri istikameti gizlemeksizin bildirmişti. Resulullah (sav)`a
sefere katılacak Müslümanlar pek çoktu. Askerlerin künyelerini kayıt defreti
almıyordu. Kayıt defterinden maksat künyelerin yazıldığı divandır." Ka`b
(rivayetine devamla) der ki: "Pek az kimse gözden kaybolmayı (katılmamayı) arzu
ediyordu. Bunlar da vahiy gelmedikçe, gizlendikleri, Resulullah (sav) tarafından
bilinilemiyeceğini zanneden kimselerdi. Bu gazve, tam meyvelerin erdiği,
gölgelerin iyice tatlılaştığı bir zamana rastlamıştı. Ben de meyve ve gölgeye
düşkün bir kimseydim. Resulullah (sav) ve Müslümanlar yol hazırlığı yaptılar.
Ben de onlarla yol hazırlığı yapmak üzere sabahleyin evden çıkar (kararsızlık
içinde) hiçbir şey yapmadan geri dönerdim. Kendi kendime: "Bu da bir şey mi,
dilersem hazırlığı çabucak yapabilirim" diye teselli olur, avunurdum. Bu hal
böylece devam etti. Öyle ki, başkaları ciddi dddi hazırlığını tamamlamıştı.
Resulullah (sav) ve Müslümanlar yola çıktılar. Ben hala hiçbir hazırlık
yapmamıştım. Yine hazırlık için gittim geldim ama bir şey yapmaya bir türlü elim
varmıyordu. Bu hal de sürgü gitti. Askerler sür`atle yol aldılar. Gazve elimden
kaçtı. Yine de yola çıkıp onlara kavuşmayı düşündüm. Keşke bunu yapsaydım. Bana
bu da nasib olmadı. Resulullah (sav) Medine`den ayrıldıktan sonra halkın arasına
çıkınca gördüğüm bir husus beni üzmeye başladı: Çarşı pazarda benim gibi
kalanlar meyanında gördüklerim ya münafıklık damgasını yemiş olanlardı veya
zayıflıkları sebebiyle Cenab-ı Hakk`ın mazur addettiği kimselerdi. Öte yandan
Resulullah (sav) da beni Tebük`e varıncaya kadar hiç anmamış. Orada kalabalığın
arasında otururken: "Ka`b İbnu Malik ne yaptı, (ondan ne haber var?)" diye
sormuş. Benü Seleme`den birisi: "Ey Allah`ın Resulü, onu, yakışıklı iki elbisesi
ve çalımla iki tarafına bakması (Medine`de) hapsetti" demiş. Muaz da ona şu
cevabı vermiş: "Ne kötü konuşuyorsun. Ey Allah`ın Resulü Allah`a kasem olsun
Malik hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz" demiş. Resulullah (sav) sükut
buyurmuşlar. Resulullah (sav) bu durumda iken, uzaktan beyazlara bürünmüş bir
adamın siluetini görür ve: "Bu gelen Ebu Heyseme olmasın!" der. Gerçektende o
Ebu Heyseme el-Sari`dir. Yani, sefer hazırlığı sırasında bir sa`lık hurma verdi
diye münafıkların birbirlerine kaş-göz ederek istihza ettikleri zat." Ka`b
(sözlerine devamla) der ki: "Resulullah (sav)`a Tebük`ten ayrılıp yola çıktığı
haberi bana ulaşınca keder ve üzüntüm tekrar arttı. Bir yalan hazırlamaya
başladım. "Yarın, Resulullah (sav)`ın öfkesinden, ne söyleyerek kurtulabilirim?"
diyordum. Bu hususta ailemde aklıbaşında herkesin fikrine müracat ediyordum.
Resulullah (sav)`ın gelmesi yaklaştı dendiği zaman benden yanlış düşünceler zail
oldu. İyice anladım ki, hiçbir yalan asla beni kurtaramaz. Doğruyu söylemeye
karar verdim. Derken Resulullah (sav) bir sabah Medine`ye geldiler. O, bir
seferden dönünce ilk iş olarak mescide uğrar, iki rek`at namaz kılar, ondan
sonra halka görünürdü. Bu gelişinde de namazını kılıp halkı kabul etmeye
başlayınca sefere katılmayıp geride kalanlar gelip özür dilemeye, özürleri
hususunda inandırıcı olmak için yeminler etmeye başladılar. Bunlar seksen kadar
erkekti. Resulullah (sav) onların özürlerini kabul ediyor, onlardan beyat
alıyor, olara istiğfarda bulunuyor, işlerini Allah`a havale ediyordu. Ben de
geldim. Selam verdim. Selamımı işitince öfkeli öfkeli tebessüm etti ve "Gel"
dedi. Yaklaştım ve önüne oturdum. "Niye geride kaldın, sen (Akabe`de) biat edip
itaati sırtına almış değil miydin?" dedi. Ben şu cevabı verdim: Evet ey Allah`ın
Resulü! Ben senin değil de dünya ehlinden bir başkasının yanında oturmuş
olsaydım, inandırıcı bir özür söyleyip, mutlaka öfkesini gidererek yanından
ayrılırdım. Çünkü, Allah bana yeterli bir ifade gücü vermiş bulunmaktadır.
Ancak, Allah`a kasem olsun kesinlikle inanıyorum ki, bugün sizi, benden razı
kılacak bir yalan söylesem çok geçmeden Allah sizi bana öfkelendirecektir. Size
doğruyu söylesem bana kızacaksınız, Ama ben de o hususta Allah`tan af dilerim.
Gerçeği söylüyorum, kasem olsun hiç bir özrüm yoktu. Vallahi başka hiç bir
vakit, sizden geri kaldığım zamanki kadar güçlü ve zengin değildim." Benim bu
itirafım üzerine Resulullah (sav): "İşte bu doğru konuştu" dedi ve bana da:
"Kalk, Allah senin hakkında hükmedinceye kadar bekle!" buyurdu. Ben de kalktım.
Benü Seleme`den bir kısım insanlar da koşarak beni takip ettiler ve bana:
"Allah`a kasem olsun bundan önce herhangi bir günah işlediğini bilmiyoruz.
Savaştan geri kalan diğerlerinin yaptığı gibi Resulullah (sav)`ın senin için
yapacağı istiğfar bu günahını affettirmeye yeterdi" dediler." Malik (devamla)
şunları anlattı: "Sonra: Benim vaziyetime düşen başka biri var mı? diye sordum.
"Evet iki kişi daha tıpkı senin gibi itirafta bulundular. Onlara da sana
söylenen söylendi" dediler. "Mürare İbnu`r-Rebi el-Amiri ile Hilal İbnu Ümeyye
el-Vakıfi (ra)" dediler. Bana çok salih iki kişi zikretmiş oldular. Bunlar Bedir
gazvesinde bulunmuş, nümune-i imtisal kişilerdi. Bunların ismini duyunca, geri
gidip özür beyan etme fikrinden vazgeçtim. Derken Resulullah (sav), Müslümanlara
gazveye katılmayanlardan sadece üçümüzle konuşmayı yasakladı. Bunun üzerine halk
bizden çekindi ve yüz çevirdi. Öyle ki yeryüzü bana yabancılaştı. Dünya, önceden
bilip tanıdığım dünya olmaktan çıktı. Bu minval üzere elli gece geçirdik. Diğer
iki arkadaşım, halktan uzaklaşıp evlerinde oturup ağlayarak vakit geçirdiler.
Onlardan daha genç, daha güçlü olan ben dışarı çıkıyor, namazlara katılıyor,
çarşı pazar dolaşıyordum. Ama kimse benimle konuşmuyordu. Bazan namazdan sonra,
ashabıyla oturmakta olan Resulullah (sav)`a uğrayıp selam veriyordum. İçimden,
"Acaba, benim selamımı alarak dudaklarını kıpırdatır mı?" diye kendi kendime
sorardım. Sonra yakınına durup namaz kılar, göz ucuyla da ona bakardım. Namaza
durunca bana baktığını da görürdüm. Ama ben ona yönelecek olsam derhal benden
yüzünü çevirirdi. Müslümanların cefasından çektiğim bu izdıraplı hal uzayınca
bir gün dayanamayıp gittim. Ebu Katade`nin bahçe duvarını aştım.O amcamın oğlu
idi ve herkesten çok severdim. Yanına varınca selam verdim. Hayret! Vallahi
selamımı almadı. Kendisine: Ey Ebu Katade, Allah aşkına söyle. Allah ve
Resulü`nü sevdiğimi bilmiyor musun? dedim. Sustu, cevap vermedi. Tekrar Allah
aşkına diye yemin verdim, yine konuşmadı. Üçüncü sefer Allah adına yemin verdim.
Bu defa: "Allah ve Resulü daha iyi bilir!" dedi. Bunun üzerine gözlerimden yaş
boşandı. Geri döndüm, duvarı aştım." Ka`b hikayesine devamla der ki: "(Bir gün)
Medine çarşısında yürürken Medine`ye buğday satmaya gelmiş, Şam ahalisinden
Nabati bir fellah: "Ka`b İbnu Malik`i bana kim gösterecek?" diyordu. Halk beni
ona gösterdi. Adam bana yaklaştı. Gassan Kralı`ndan bir mektup getirdi. Ben
okuma-yazma bilirdim, hemen okudum. Mektupta şöyle diyordu: "Bana gelen habere
göre arkadaşın sana sıkıntı veriyormuş. Allah seni hakaret görmek, sıkıntı
çekmek için yaratmadı. Bize gel, sana iyi davranalım." mektubu okur okumaz: "Bu
da bir başka bela" dedim. Tandıra götürüp attım ve yaktım. Nihayet bu (boğucu)
elli günden kırkı geçmiş, (hakkımızda) vahiy de gecikmişti. Aniden Resulullah
(sav)`ın elçisi geldi. Bana: "Resulullah, hanımını terketmeni emrediyor" dedi.
Ben: "Boşayacak mıyım, yoksa başka şekilde bir terk mi?" diye sordum. "Hayır,
boşamıyacaksın, ondan ayrıl, sakın yaklaşma!" dedi. Resulullah (sav) aynı haberi
diğer iki arkadaşıma da göndermişti. Hanımıma: "Ailene dön, onların yanında kal,
Allah bu meselede bir hüküm bildirinceye kadar da orada bekle" dedim. Hilal İbnu
Ümeyye`nin hanımı Resulullah (sav)`a müracaat ederek: "Ey Allah`ın Resulü,
Ümeyye İbnu Hilal kendini kaybetmiş bir ihtiyardır, hizmetçisi de yoktur. Ona
hizmetini yapıversem bir mahzuru var mı?" diye izin istemiş. Ve: "Hayır, hizmet
edebilirsin, ancak sakın yakınlaşmada bulunma" cevabını almış. Kadın da: "Hayır
ya Resulallah! Vallahi, zaten onda kımıldayacak mecal kalmadı. Vallahi
cezalandığı günden şu ana kadar hiç ara vermeden habire ağlıyor" dedi. Ailemden
bazısı bana: "Resulullah (sav)`a gidip hanımın, hizmetlerini yapıvermesi için
izin istesen iyi olur. Nitekim o, Hilal`in hanımına hizmet etmesi için müsaade
etti" diye tavsiyede bulundu. "Hayır, dedim, böyle bir talepte bulunmayacağım.
Bana ne diyeceğini nasıl bilebilirim, ben genç bir kimseyim." Böylece sıkıntısı
daha da artan on gece daha geçirdim. Konuşmaktan yasaklandığımızın üzerinden tam
elli gece geçti. Ellinci gecenin sabah namazını evlerimizden birinin damında
kılmıştım. Ben Allahu Teala`nın hakkımızda belirttiği o dehşetli hal içinde
oturmuş duruyordum. Ruhum sıkılmış, bütün genişliğine rağmen dünya daralmıştı.
Sanki bir cendere içerisindeydim. Bir ses işittim. Bu, Sel dağı üzerine çıkmış
yüksek sesle bağıran birinin sesiydi. (Dikkat kesildim: bana sesleniyor ve): "Ey
Ka`b İbnu Malik müjde!" diyordu. Hemen secdeye kapandım. Hakkımızda bir
kurtuluşun geldiğini anlamıştım. Meğer Resulullah (sav), Cenab-ı Hakk`ın bizi
affettiğine dair müjdeli haberi o gün sabah namazında halka duyurmuş, halk da
bize müjdelemek üzere koşuşmuş, bazıları da diğer iki arkadaşıma gitmişmiş. Bir
zat bana at koşmuştu, Eslemli biri de yaya olarak seğirtip dağa çıkmış... Tabii
ki ses, attan daha hızlı yol aldı. Müjdeci sesini duyduğum kimse bir müddet
sonra bizzat yanıma gelince, derhal iki parça elbisemi çıkanp müjde bedeli
olarak kendisine giydirdim. Yemin olsun o gün için başka bir şeyim yoktu. Emanet
iki giyecek te`min ettim, onları giyip, Resulullah (sav)`ı görmek arzusuyla
dışarı fırladım. Yolda halk grup grup beni karşılıyor. Cenab-ı Hakk`ın affı
sebebiyle tebrik ediyordu. Bu minval üzere Mescid`e geldim. Resulullah (sav)
etrafını saran ashabının ortasında oturuyordu. Beni görünce Talha İbnu
Ubeydillah (ra) kalktı, bana doğru koşup musafaha yaptı ve beni tebrik etti.
Yemin olsun, onun dışında muhacirlerden başka kalkan olmadı." Ka`b onun bu
samimi davranışını ömrü boyu unutmayacaktır. Ka`b, (sözlerine devam ederek)
şunları söyledi: "Resulullah (sav)`a selam verince memnuniyetten ışıl ışıl,
mütebessim bir yüzle: "Müjdeler olsun! Annenden doğalıdan beri yaşadığın en
hayırlı gününü tebrik ederim" dedi. Ben hemen sordum: "Ey Allah`ın Resulü, bu
sizin bağışladığınız bir lütuf mu, Cendb-ı Hak`tan gelen bir lütuf mu?" "Hayır,
Allah`tan gelen bir lütuf!" dedi. Ka`b, ilaveten dedi ki: "Resulullah (sav)`ın
vech-i mübarekleri, sürurlu anlarında, bir ay parçası gibi nurlanır ve parlardı.
Biz, bunu derhal anlardık. Ben önüne oturunca: "Ey Allah`ın Resulü! Mazhar
olduğum bu af sebebiyle ne var ne yok bütün malımı Allah ve Resulü`ne
bağışlıyorum" dedim. "Hayır", dedi. "Hepsi olmaz, bir kısmını kendine ayır, bu
senin için daha hayırlı." "Ey Allah`ın Resulü, biliyorum ki, Allah beni
sıdkımdan, doğru sözlülüğümden dolayı kurtardı. Benim tevbemden biri de artık,
yaşadığım müddetçe hep doğru söylemek olacaktır." Allah`a yemin olsun,
Resulullah (sav)`a bunu söylediğim günden beri, doğru söz hususunda, Allah`ın
bana lütfettiği ihsandan daha güzeline mazhar olan birisini bilmiyorum. Yine
Allah`a kasem ederek söylüyorum, Resulullah (sav)`a söz verdiğim günden beri bir
kerecik olsun yalan söylemeyi düşünmedim. Geri kalan ömrümde de Allah`ın beni
yalandan korumasmı diliyorum." Ka`b şunu da söyledi: "Bizimle ilgili olarak
Allahu Teala şu ayeti indirmişti: "And olsun ki, Allah, sıkıntılı bir zamanda
bir kısminin kalpleri kaymak üzere iken Peygambere uyan Muhacirler`le Ensar`ın
ve Peygamber`in tövbelerini kabul etti. Tövbelerini, onlara karşı şefkatli ve
merhametli olduğu için kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen dünya onlara dar
gelerek nefisleri kendilerini sıkıştırıp Allah`tan başka sığınacak kimse
olmadığını anlayan, (savaştan) geri kalmış üç kişinin tevbesini de kabul etti.
Allah, tevbe ettikleri için onların tevbesini kabul etmiştir. Çünkü O, tövbeleri
kabul eden, merhametli olandır. Ey iman edenler! Allah`tan sakının ve doğrularla
beraber olun!" (Tevbe, 117-119). Ka`b şunu da dermiş: "Allah`ıma yeminle
söylüyorum, Allah beni İslam`la şereflendirdikten sonra, bana göre, Resulullah
(sav)`a söylediğim doğru sözden daha büyük bir nimet vermemiştir. (Allah`ın bana
lütfettiği birinci büyük nimeti İslam`la müşerref olmam, ikinci büyük nimeti de
Reshulullah (sav)`a, doğru söz söylememi nasib etmiş olmasıdır). Aksi takdirde,
diğer yalan söyleyenler gibi ben de helak olacaktım. Nitekim Cenab-ı Hak, vahiy
indirdiği zaman, yalan söyleyenler hakında, bir kimse için söylenebilecek en
kötü şeyi söylemiştir. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: "Döndüğnüzde, kendilerine
çıkışmamanız için, Allah`a yemin edeceklerdir. Siz onlardan yüz çevirin. Çünkü
onlar pistirler. Yaptıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir.
Kendilerinden hoşnud olasınız diye, size yemin verirler. Siz onlardan razı
olsanız bile, Allah yoldan çıkmış fasık kimselerden razı olmaz" (Tevbe, 95-96).
Ka`b şunu söyledi: "Resulullah Tebük seferinden döndüğü zaman, sefere
katılmayanlar gidip özür diledikleri, Resulullah (sav)`ın da, yemin etmeleri
üzerine özürlerini kabul buyurup kendileriyle bey`atlaşıp, haklarında istiğfarda
bulunduğu kimselerden, biz üç kişi ayrı tutulmuş, (onların mazhar olduğu aftan
istifade edememiştik.) Resulullah (sav) bizim işimizi, Allah hakkımızda
hükmedinceye kadar tehir etmişti. Hakkımızda gelen ayette, Cenab-ı Hakk`ın:
"...geri kalmış üç kişi..." sözünden kasıd, savaştan geri kalmamız değildir, bu
geri kalış Resulullah (sav)`ın hakkımızdaki hükmü geri bırakması, yemin ederek
özür dileyenlerin özrünü kabul ettiği kimselerden ayrı tutmasıdır." |
| HadisNo |
: |
654 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Beraet (Tevbe)
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
"(Allah yolunda savaşa) çıkmazsanız Allah size can
yakıcı azabla azab eder..." (Tevbe,39) ayeti ile, "Medinelilere ve çevrelerinde
bulunan bedevilere, savaşta Allah`ın Peygamberinden geri kalmak, kendilerini ona
tercih etmek yaraşmaz" (Tevbe, 120) ayetini şu ayet neshetmiştir: "Mü`minler
toptan savaşa çıkmamalıdır. Her topluluktan bir taifenin, dini iyi öğrenmek ve
milletlerini geri döndüklerinde uyarmak üzere geri kalmaları gerekli olmaz
mı?..." (Tevbe, 122). |
| HadisNo |
: |
655 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Beraet (Tevbe)
Suresi |
| Ravi |
: |
Necdet İbnu
Naki` |
| Hadis |
: |
"İbnu Abbas (ra)`a şu ayet hakkında sordum: "(Allah
yolunda cihada) çıkmazsanız, Allah size can yakıcı azabla azab eder..." (Tevbe,
39). Şu açıklamayı yaptı: "Allah onlardan yağmuru kesti.Böylece (kuraklık
Allah`ın onlara takdir ettiği) azabları oldu." |
| HadisNo |
: |
656 |
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Yunus
Suresi |
| Ravi |
: |
Ubade
tu`bnu`s-Samit |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav)`a Cenab-ı Hakk`ın şu ayeti hakkında
sordum: "Dünya hayatında da, ahirette de müjde onlaradır..." (Yunus, 64). Şu
cevabı verdi: "Burada kastedilen müjde salih rüyadır. Mü`min kul onu görür veya
kendisine gösterilir." |
| HadisNo |
: |
657 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Yunus
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Cenab-ı Hakk
Firavun`u sudan boğduğu zaman: "Beni İsrail`in inandığındığından başka ilah
olmadığına inandım" dedi. (Yunus, 90). Cebrail buyurdu ki: "Ey Muhammed! Sen
beni denizin çamurundan alıp, (Allah`ın) rahmeti ona ulaşıverir korkusuyla
ağzını tıkarken görseydin." |
| HadisNo |
: |
658 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Hud (as)
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
Hz. Ebu Bekir (ra): "Ey Allah`ın Resulü, saçların
ağardı, yaşlandın" dedi. Resulullah (sav): "Beni, Hud, Vakı`a, Mürselat, Amme
yetesaelun ve İza`ş`Şemsü Küvviret sureleri ihtiyarlattı" cevabını
verdi." |
| HadisNo |
: |
659 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Hud (as)
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
Anlattığına göre, kendisine Cenab-ı Hakk`ın şu
mealdeki kelamından sual sorulmuştur: "Bilin ki, onlar, Kur`an okunurken
gizlenmek için iki büklüm olurlar. Bilin ki elbiselerine büründüklerinde bile
Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir. Çünkü O, kalplerde
olanı bilendir (Hud, 5). İbnu Abbas (ra) şu açıklamayı yapmıştır: "Bunlar helada
soyununca avret mahallerinin açılıp, o manzaralarının semaya ulaşmasından, keza
hanımlarıyla cinsi mukarenet sırasında soyununca çıplak hallerinin semaya
ulaşmasından korkup haya duyan, (bu yüzden kendilerine sıkıntı veren) kimseler
hakkında nazil olmuştur." |
| HadisNo |
: |
660 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Hud (as)
Suresi |
| Ravi |
: |
Ebu Musa
el-Eş`ari |
| Hadis |
: |
Resul-i Ekrem (sav) buyurdular ki: "Allahu Teala,
zalime biraz fırsat tanır, amma bir de yakaladı mı artık paçayı kurtaramaz."
Sonra da şu ayeti okudular: "Allah kasabaların zalim halkını yakalayınca böyle
yakalar, yakalaması da şiddetli ve elimdir" (Hud, 102). (Tirmizi, rivayetinde:
"Fırsat tanır (yümli) değil, "mühlet tanır" (yümhil) olması muhtemeldir"
demiştir) |
| HadisNo |
: |
661 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Hud (as)
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Mes`ud |
| Hadis |
: |
Bir adam gelerek: "Ey Allah`ın Resulü! Ben şehrin
öbür tarafında bir kadına elledim, cima yapmaksızın onunla nefsimi tatmin ettim.
Ve işte ben buradayım, istediğin cezayı ver" dedi. Hz. Ömer atılarak: "Allah
seni örtmüş, keşke sen de kendini örtüp açıklamasaydın" dedi. Resulullah (sav)
hiçbir cevap vermedi. Adam kalkıp gitti. Resulullah (sav) peşine bir adam
göndererek onu çağırtıp şu ayeti okudu: "Gündüzün iki ucunda ve gecenin gündüze
yakın zamanlarında namaz kıl. Doğrusu iyilikler kötülükleri giderir... Bu, öğüt
kabul edenlere bir öğüttür" (Hud, 114). Bunun üzerine bir adam: "Ey Allah`ın
Resulü bu hüküm sadece soru sahibi için mi (başkasına da şamil mi)?" diye sordu.
Resulullah (sav): "Herkes için" cevabını verdi. |
| HadisNo |
: |
662 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Yusuf
Suresi |
| Ravi |
: |
Urve tu`bnu
Zübeyr |
| Hadis |
: |
Hz. Aişe (ra)`ye şu ayetten sordum: "Öyle ki,
peygamberler ümidsizliğe düşüp, yalanlandıklarını sandıkları bir sırada onlara
yardımımız gelmiştir." (Yusuf, 110). Bu ayette geçen bir kelime küzzibu şeklinde
şeddeli mi okunmalı, küzibü şeklinde şeddesiz mi okumalı? dedim. Bana: "Onları
kavimleri yalanladı" diye cevap verdi. Urve der ki: "Öyle ise, yemin olsun,
onlar kesinlikle bildiler ki, kavimleri kendilerini tekzib etmiştir, (böyle
okununca) "tekzib edildikleri zannına düştüler" diye bir mana verme ihtimali
kalmaz" dedim. Hz. Aişe: "Ey Urvecik, öyledir. Peygamberler bu hususta kesin
kanaate vardılar!" dedi. Ben tekrar: "Ama ayet belki de "küzibü" diye okunmalı"
dedim. Cevaben: "Allah korusun, peygamberler, Rableri hakkında böyle bir zanna
düşmezler"dedi. Ben tekrar: "Bu ayet nedir? (kimlerden bahsediyor?)" diye
sordum. Cevaben: "Onlar peygamberlerin kendilerine tabi olan adamlarıdır, bu
kimseler Rablerine inanmış, peygamberlerini de tasdik etmişlerdir. Ancak maruz
kaldıkları bela uzamış, Allah`tan onlara gelecek yardım da gecikmiştir. O kadar
ki, kavimlerinden kendilerini tekzib edenler sebebiyle peygamberler ümidlerini
kestikleri ve artık etbalarının kendilerini tekzib ettiği zannına düştükleri bir
anda Allah`ın yardımı onlara ulaşmıştır. (İşte ayet-i kerimede bu durumdaki
peygamberler ve onların etbaları kastedilmektedir.)" |
| HadisNo |
: |
663 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Yusuf
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
Şu ayet hakkında: "Onların çoğu, ortak koşmadan
Allah`a inanmazlar" (Yusuf, 106) şu açıklamayı yapmıştır: "Yani, "Onlara
kendilerini kim yarattı, semavat ve arzı kim yarattı diye sorarsınız, "Allah"
diye cevap verirler, işte bu onların imanıdır, ibadet etmeye gelince Allah`tan
başkasına taparlar, bu da onların ortak koşmaları, şirkleridir." (Rezin`in
ilavesidir. (Taberi 13,51)) |
| HadisNo |
: |
664 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Ra`d
Suresi |
| Ravi |
: |
Ebu
Hüreyre |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav)`a Cenab-ı Hakk`ın: "Arzda birbirine
komşu kıtalar vardır, üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar
vardır ki hepsi bir su ile sulanıyor. (Böyle iken) biz onlardan bazısını
yemişlerinde (ve tadlarında), bazısından üstün kılıyoruz. İşte bunlarda da
aklını kullanacak zümreler için elbette ayetler vardır" (Ra`d, 4). Kelam-ı
ilahisinde geçen "üstünlük"ü şöyle açıkladılar: "Bu onların, kalitesiz, farisi
çeşitten tatlı ve ekşi oluşlarıdır." |
| HadisNo |
: |
665 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
İbrahim
Suresi |
| Ravi |
: |
Ebu
Umame |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav): "Ardında cehennem vardır, orada
kendisine irinli su içirilecektir" (İbrahim 14, 16) ayeti hakkında şu açıklamayı
yaptı: "İrin ağzına yaklaştırılır, ondan ikrah eder, iğrenir. Biraz daha
yaklaştırılınca suratı yanar ve başının derisi dökülür, irini içince kıçından
çıkıncaya kadar, (geçtiği yerleri ve bu meyanda) bağırsaklarını param parça
eder." Resulullah bu açıklama üzerine şu ayetleri okudu: "..Ateşte ebedi kalan
ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimseler..." (Muhammed,
15). "...Onlar yardım istediklerinde erimiş maden gibi, yüzleri kavuran bir su
kendilerine sunulur" (Kehf, 29). |
| HadisNo |
: |
666 |
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
İbrahim
Suresi |
| Ravi |
: |
Enes İbnu
Malik |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav): "Allah`ın hoş bir sözü; kökü
sağlam, dalları göğe doğru olan -Rabbinin izniyle her zaman meyve veren- hoş bir
ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun?" (İbrahim, 24-25)
ayetinde zikredilen ağaç hakkında: "O hurma ağacıdır" buyurdu. Ve müteakip
ayette ifade edilen kötü ağacı da hanzale`ye (zakkum, Ebu Cehil karpuzu da
denir, mercimek ağacıdır) benzetti. Ayet şöyle: "Çirkin bir söz de yerden
koparılmış, hiç bir sebatı olmayan kötü bir ağaca benzer" (İbrahim,
26). |
| HadisNo |
: |
667 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
İbrahim
Suresi |
| Ravi |
: |
el-Bera
İbnu`l-Azib |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Müslüman, kabirde
suale maruz kalınca: "Allah`tan başka ilah bulunmadığı ve Muhammed`in O`nun kulu
olduğuna şehadet eder." Bunun delili şu ayettir: "Allah inananları dünya
hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerine tutar, zalimleri de saptırır..."
(İbrahim, 27). |
| HadisNo |
: |
668 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
İbrahim
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
Allah`ın verdiği nimetleri nankörlükle
karşılayanları ve milletlerini helak yurduna, yaşlanacakları cehenneme
götürenleri görmüyor musun?" (İbrahim, 27-28) ayetini açıklama sadedinde: "Onlar
vallahi Kureyş kafirleridir. Nankörlükle karşılanan nimet de Muhammed (sav)`dir.
"Helak yurduna... götürdüler"in manası, "Bedir günü ateşe... götürdüler"
demektir. |
| HadisNo |
: |
669 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
İbrahim
Suresi |
| Ravi |
: |
Aişe |
| Hadis |
: |
Hz. Peygamber (sav)`e şu ayetten sordum: "Yerin
başka bir yerle, göklerin de başka göklerle değiştirildiği, her şeye üstün gelen
tek Allah`ın huzuruna çıktıkları günde sakın, Allah`ın peygamberlerine verdiği
sözden cayacağını sanma" (İbrahim, 47-48). Ve dedim ki: "Ey Allah`ın Resulü. O
gün insanlar nerede olacaklar?" "Sırat üzerinde" cevabını verdi. |
| HadisNo |
: |
670 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Hicr
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav)`ın arkasında çok güzel bir kadın
namaz kılıyordu. Cemaatten bazıları onu görmemek için ön safa kaçıyor, (münafık
ve cahil takımından) bazıları da en arka safa geliyor, rükuya vardığı zaman
koltuğunun altında ona bakıyordu. Bu durum üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti
indirdi: "Andolsun, sizden öne geçenleri de biz biliriz, geri kalanları da biz
biliriz" (Hicr, 24). |
| HadisNo |
: |
671 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Hicr
Suresi |
| Ravi |
: |
Ebu
Said |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav): "Mü`minin ferasetinden kaçının,
çünkü o Allahu Teala`nın nuruyla bakar" buyurup sonra şu ayeti okudular:
"Elbette bunda fikr u firaseti olanlar için ibretler vardır" (Hicr,
75). |
| HadisNo |
: |
672 |
|
| |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Hicr
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
"Kur`an`ı parçalayanlara da..." (Hicr, 91) ayetini
açıklamak üzere: "Onlar Ehl-i Kitaptır, yani Yahudi ve Hıristiyanlar. Bunlar onu
parçalara bölerek bazı kısımlarına inandılar, bazı kısımlarına inanmadılar"
buyurmuştur. |
| HadisNo |
: |
674 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Hicr
Suresi |
| Ravi |
: |
Enes |
| Hadis |
: |
"Rablerine andolsun ki hepsini yaptıklarından
sorumlu tutacağız" (Hicr, 92-93) ayeti ile ilgili olarak: "Onlar "Lailahe
illallah" demekten sorumlu olacaklar" demiştir. |
| HadisNo |
: |
675 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Nahl
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
"Gönlü imanla dolu olduğu halde, zor altında olan
kimse müstesna, inandıktan sonra Allah`ı inkar edip, gönlünü kafirliğe açanlara
Allah katından bir gazab vardır, büyük azab da onlar içindir" (Nahi, 106)
ayetindeki umumi hükümden şöyle bir istisna yaptı: "Rabbin, türlü eziyete
uğratıldıktan sonra hicret eden, Allah uğrunda savaşan ve sabreden kimselerden
yanadır. Rabbin şüphesiz bundan sonra da bağışlar ve merhamet eder." (Nahl,
110). Burada kastedilen Abdullah İbnu Ebi Sarh`tır. Bu zat, Resulullah (sav)`ın
vahiy katibi idi. Şeytan onu şaşırttı. Kafirlere katılmasına sebep oldu.
Resulullah (sav) Fetih günü, onun öldürülmesini emretti. Araya Hz. Osman girerek
affını diledi. Resulullah (sav) da onu affetti. |
| HadisNo |
: |
676 |
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Nahl
Suresi |
| Ravi |
: |
Übey İbnu
Ka`b |
| Hadis |
: |
Uhud savaşında Ensar`dan altmış dört, Muhacirlerden
de altı kişi şehid düştü (ra). Bu şehidlerden biri de Hz. Hamza (ra) idi.
Bunların cesetlerinden bazı uzuvlarını kopararak hakaretlerde bulundular. Bunun
üzerine Ensar: "Bir gün bize de böyle bir fırsat düşerse, bu hakaretin daha
fazlasını yapacağız" dediler. Mekke`nin fethi günü olunca şu ayet indi: "Eğer
ceza vermek isterseniz size yapılanın ayniyle mukabele edin. Sabrederseniz
andolsun ki bu sabredenler için daha iyidir." (Nahl, 126). Bir adam: "Bugünden
sonra Kureyş yok!" dedi. Resulullah (sav) "Dört kişiden başka kimseye
dokunmayın" diye emretti." |
| HadisNo |
: |
677 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Benu İsrail
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
"... Sana gösterdiğimiz rüya ile ve Kur`an`da
lanetlenmiş ağaçla sadece insanları denedik..." (İsra, 60) mealindeki ayette
geçen "rüya" için şu açıklamayı yaptı: "Bu, Resulullah (sav) Mirac gecesinde
Beytu`l-Mak-dis`e götürüldüğü zaman gözüyle görmesidir. "Kur`an`da lanetlenmiş
ağaç" da zakkum ağacıdır." |
| HadisNo |
: |
678 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Benu İsrail
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Mes`ud |
| Hadis |
: |
"Bir şehri yok etmek istediğimiz zaman onun nimet ve
refahtan şımarmış elebaşılarına (yola gelmelerini) emrederiz. Ama onlar orada
iyice yoldan çıkarlar. Artık o şehir yok olmayı hakeder. Biz de onu yerle bir
ederiz" (İsra, 16) ayetindeki "Şımarmış elebaşılarına emrederiz" ifadesiyle
ilgili olarak şunu söylemiştir: "Biz cahiliye devrinde, sayıca artan bir kabile
için: "falanca kabile arttı" derdik." |
| HadisNo |
: |
679 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Benu İsrail
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Mes`ud |
| Hadis |
: |
"Onların taptıktan da Rablerine daha yakın olmak
için vesile ararlar" (İsra, 57) ayeti hakkında şu açıklamayı yaptı: "İnsanlardan
bir grup, cinlerden bir gruba tapıyorlardı. Bu cinniler Müslüman oldular,
insanlar hala bunlara tapmaya devam ettiler. Bunun üzerine ayet nazil
oldu. |
| HadisNo |
: |
680 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Benu İsrail
Suresi |
| Ravi |
: |
Ebu
Hüreyre |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav), "Bir gün bütün insanları
önderleriyle beraber çağırırız" (İsra, 71) mealindeki ayetle ilgili olarak şunu
söyledi: Onlardan biri çağırılır. (Amellerinin yazıldığı) kitap sağ eline
verilir. Vücudu altmış zira` genişletilir, yüzü beyazlaştırılır. Başına pırıl
pırıl yanan inciden bir taç geçirilir. Bu haliyle arkadaşlarının yanına döner.
Arkadaşları onu uzaktan görünce: "Ey Rabbimiz bunu bize de ver ve onu hakkımızda
mübarek kıl" derler. O, yanlarına gelir ve onlara: "Müjde sizlere! Herbirinize
bunun bir misli var" der. Kafire gelince, onun suratı kararır. Onun da vücudu,
altmış zira` genişletilir. Ona da bir taç giydirilir. Arkadaşları onu görünce:
"Bunun şerrinden Allah`a sığınırız. Ey Rabbimiz onu bize verme" derler. Bu da
arkadaşlarının yanına gelir. Onlar: "Ey Rabbimiz, onu zelil et" derler. O da:
"Allah sizi rahmetinden uzak tuttu, sizden herkese bunun bir misli verilmiştir"
der. |
| HadisNo |
: |
681 |
|
| |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Benu İsrail
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
Düluku`ş-şems tabirini, "İza fae`l`fey`u" diye
açıklardı. (Bu da gölgenin batı cihetinden çekilip doğuya meyletmesidir. Bu da
tam zeval dediğimiz öğle vaktini ifade eder. Güneş gökte tam tepededir ve artık
batı cihetine meyletmektedir.) Ayetin devammda gelen "ğasaku`l-leyl" tabirini
de, "gece ile gece karanlığının birleşmesi" diye açıklardı. |
| HadisNo |
: |
683 |
|
| |
|
| |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Benu İsrail
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Ömer |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanlar kıyamet
günü cemaatler halinde olacaklar. Her ümmet kendi peygamberini takip edip: "Ey
falan! bize şefaat et, ey filan bize şefaat et! diyecekler. Sonunda şefaat etme
işi bana kalacak. İşte Makam-ı Mahmud budur." |
| HadisNo |
: |
686 |
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Benu İsrail
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav) hicretle emredildiği zaman
kendisine şu ayet indi: "De ki: "Rabbim, beni dahil edeceğin yere (Medine`ye)
hoşnudluk ve esenlikle dahil et; çıkaracağın yerden de (Mekke`den) hoşnudluk ve
esenlikle çıkar. Katından beni destekleyecek bir kuvvet ver" (İsra,
80). |
| HadisNo |
: |
687 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Benu İsrail
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Mes`ud |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav) Yahudilerden bir gruba uğradı.
Onlardan bazısı: "Muhammed`e ruh hakkında sorun" dedi; bazısı da: "Sakın
sormayın, hoşunuza gitmeyecek şeyler işitirsiniz" diye aralarında konuştular.
Sonunda kalkıp: "Ey Ebu`l-Kasım bize ruh`tan anlat, (ruh nedir?)" dediler.
Resulullah (sav) bir müddet sessiz durdu. Ben anladım ki kendisine vahiy
inmektedir. Sonra okudu: "Sana ruhtan sorarlar; de ki, ruh Allah`ın emrinden
ibarettir. Size onun hakkında az bir ilim verilmiştir" (İsra, 85). Bir
rivayette: "Onun hakkında az bir ilim verilmiştir" denmektedir. A`meş: "Bizim
kıraatımızda böyledir" demiştir. |
| HadisNo |
: |
688 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Benu İsrail
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
"... Yahudiler: "Bize çok ilim verildi, bize Tevrat
verildi. Kime Tevrat verilmişse ona çok ilim verilmiş demektir" dediler. Bunun
üzerine şu ayet indi: "De ki Rabbinin sözlerini yazmak için denizler mürekkep
olsa ve bir o kadarını da katsak, Rabbinin sözleri tükenmeden denizler
tükenirdi" (Kehf, 109). |
| HadisNo |
: |
689 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Benu İsrail
Suresi |
| Ravi |
: |
Saffan İbnu
Assal |
| Hadis |
: |
İki Yahudi konuşuyorlardı, biri arkadaşına: "Gel
seninle şu Peygamber (sav)`e gidelim ve birşeyler soralım" dedi. Arkadaşı: "Ona
peygamber deme" diye müdahale edip ekledi: "Şayet o, kendisinden "peygamber"
diye bahsettiğini duyacak olursa sevincinden gözleri dört olur." Beraberce gidip
Resulullah (sav)`ı imtihan niyetiyle dokuz açık ayetten soru sordular.
Resulullah (sav) onlara "Allah`a hiç bir şeyi ortak kılmayın, hırsızlık
yapmayın, zina fazihasını işlemeyin. Allah`ın haram kıldığı cana kıymayın, masum
kişiyi öldürtmek için sultana gammazlamayın, sihir yapmayın, faiz yemeyin,
günahsız kadına zina iftirası atmayın, savaş sırasında cepheyi koyup kaçmayın,
ey Yahudiler, bilhassa sizin için söylüyorum, cumartesi günü yasağını ihlal
etmeyin" dedi. Saffan der ki: "Bu cevap üzerine Yahudiler, Resulullah (sav)`ın
el ve ayaklarını öptüler ve: "Şehddet ederiz ki, sen peygambersin" dediler.
Saffan diyor ki: Resulullah (sav) onlara: "Öyleyse niye bana uymuyorsunuz?" diye
sordu. Onlar: "Davud (a.s.), neslinden peygamber kesilmesin diye dua etti. Biz,
sana uyduğumuz takdirde Yahudilerin bizi öldürmesinden korkuyoruz" cevabını
verdiler. |
| HadisNo |
: |
690 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Benu İsrail
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
"..Ey Muhammed namaz kılarken sesini yükseltme,
gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut" (İsra, 110) ayeti hakında şu
açıklamayı yaptı: "Bu ayet, Resulullah (sav)`a gizli (tebligatta) bulunduğu
sırada nazil olmuştur. O zaman sesini yükseltince müşrikler işitiyor ve Kur`an`a
onu indirene, onu getirene küfrediyorlardı. Allah Teala Hazretleri, "Namazını
açıktan yapma." yani "açıktan, yüksek sesle okuma, ta ki müşrikler duymasın,
ashabın işitmeyecek kadar da kısma" buyurarak ikisi arası, yani seslilikle
sessizlik ortası bir yol tutmasını emretti." |
| HadisNo |
: |
691 |
|
| |
|
| |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Kehf
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnul-Müseyyeb |
| Hadis |
: |
Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür. Ama baki
kalacak faydalı işler, sevap olarak da, emel olarak da Rabbinin katında daha
hayırlıdır" (Kehf, 46)" ayetinde geçen "baki kalacak faydalı işler", kulun
sarfedeceği "Allahu ekber, "Sübhanallah", "Elhamdülillah", "Lailahe İllallah",
"La-havle ve-la kuvvete illa billah" sözlerdir. |
| HadisNo |
: |
694 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Kehf
Suresi |
| Ravi |
: |
Said İbnu
Cübeyr |
| Hadis |
: |
İbnu Abbas (ra)`a dedim ki: "Nevfel-Bekkali,
İsrailoğullarının peygamberi olan Hz. Musa (a.s.), Hızır`ın arkadaşı olan Musa
olmadığını zannediyor." Bana şu cevabı verdi: "Allah`ın düşmanı yalan söylüyor.
Ben Übeyy İbnu Ka`b (ra)`ı dinledim.Demişti ki: "Ben Resulullah (sav)`ı işittim,
şunu anlattı: "Musa (a.s.) Beni İsrail`e hutbe irad etmek üzere ayağa kalktı.
Kendisine, "insanların en bilgini kimdir?" diye soruldu. O: "Benim" diye cevap
verdi. Cenab-ı Hak, "Allahu a`lem (yani en iyi bilen Allah`tır)" demediği için
Musa`yı azarladı. Ve: "İki denizin birleştiği yerde bulunan bir kulum senden
daha alimdir" diye ona vahyetti. Hz. Musa (a.s.): "Ey Rabbim ben onu nasıl
bulabilirim?" diye sordu. Kendisine: Bir zenbile bir balık koy, onu sırtına al.
Balığı nerede yitirirsen o zat oradadır" dendi. Dendiği gibi yaparak yola çıktı.
Kendisiyle beraber, hizmetçisi olan Yuşa İbnu Nun da yola çıktı. Beraberce
yürüyerek bir kayanın yanına geldiler. Hz. Musa ve hizmetçisi dinlenmek üzere
orada yattılar. Balık kımıldayarak zenbilden çıkıp denize kaydı. Allah ondan
suyun akıntısını tuttu. Öyle ki su kemer gibi oldu. Balık için bir kanal meydana
gelmişti. Hz. Musa (a.s.) ve hizmetçisi (balık için olduğunu bilmeksizin) bu
manzaraya şaşırdılar. Günlerinin geri kalan kısmı ile o gece boyu da yürüdüler.
Musa`nın arkadaşı ona, balığın gitmesini haber vermeyi unutmuştu. Sabah olunca
Hz. Musa (a.s.) hizmetçisine: "Hele sabah kahvaltımızı getir. Biz bu yolculukta
yorulduk" dedi. Ama emrolunduğu yere gelinceye kadar yorulmamıştı. Hizmetçi:
Hani bir kayanın yanma gelmiş yatmıştık ya! Ben balığı orada unuttum. Onu
hatırlatmayı, bana mutlaka şeytan unutturdu. Balık denize şaşılacak şekilde
sıvışıp gitmişti" dedi. Musa (a.s.): "Bizim aradığımız orasıydı" dedi ve hemen
izlerinin üzerine geri döndüler. İzlerini takiben yürüyerek kayaya kadar
geldiler. Musa (a.s.) orada örtüsüne bürünmüş bir adam gördü ve ona selam verdi.
Hızır aleyhisselam ona: "Senin bu yerinde selam ne gezer!" "Ben Musa`yım." "Beni
İsrail`in Musa`sı mı?" "Evet" "Sen, Allah`ın sana öğrettiği bir ilmi bilmektesin
ki ben onu bilmem. Ben de Allah`ın bana öğrettiği bir ilmi bilmekteyim ki, onu
da sen bilemezsin." "Allah`ın sana öğrettiği hakkı bana öğretmen şartıyla sana
uymamı kabul eder misin?" "Sen benimle beraber olmak sabrını gösteremezsin.
Mahiyet ve hikmetini bilmediğin şeye nasıl sabredeceksin ki?" "İnşaallah sen
beni çok sabırlı bulacaksın. Hem ben senin hiç bir emrine karşı gelmeyeceğim."
"Öyleyse gel. Ancak, madem bana tabi olacaksın, ben sana haber vermedikçe bana
hiç bir şey sormayacaksın!" dedi. Hz. Musa (a.s.): "Tamam!" dedi. Hz. Musa ve
Hz. Hızır (a.s.) beraberce gittiler. Deniz kıyısında yürüyorlardı. Bir gemiye
rastladılar. Kendilerini gemiye almalarını söylediler. Gemi sahipleri Hızır
(a.s.)`ı tanıdılar. Ve ücret istemeksizin onları gemiye aldılar. Hızır (a.s.),
gidip, geminin tahtalarından birini deldi. Hz. Musa (a.s.) ona: "Bak, bunlar
bizi bedava gemilerine aldılar, sen gidip gemilerini deldin, adamları boğacakın.
Hiç de yakışık olmayan bir iş yaptın!" dedi. Hızır: "Ben sana, "benimle
bulunmaya sabredemezsin" demedim mi?" dedi. Hz. Musa: "Unuttuğum şey sebebiyle
beni sigaya çekme. Bu iş sebebiyle bana zorluk çıkarma!" ricasında bulundu.
Sonra bunlar gemiden indiler. Sahil boyu yürürken, çocuklarla oynayan bir
yavrucak gördüler. Hızır (a.s.) yavrucağı yakaladığı gibi eliyle basını
kopararak çocuğu öldürdü. Musa (a.s.): "Masum bir çocuğu kısas hakkın olmaksızın
niye öldürdün. Bu çok yadırganacak bir iş!" dedi. "Ben sana demedim mi, sen
benim beraberliğime sabredemezsin!" diye Hızır (a.s.), Musa`ya çıkıştı. Hz.
Musa: "Ama bu birinciden de şiddetli idi" dedi ve ilave etti: "Bundan sonra sana
bir şey sorarsam, beni arkadaş etme, nazarımda bu hususta haklı sayılacaksın"
dedi. Yola devam ettiler. Bir köye geldiler. Halktan yiyecek birşeyler
istediler. Ama kimse onları ağırlamadı. Köyde yıkılmak üzere olan bir duvara
rastladılar. Hızır (a.s.) eliyle şöyle göstererek: "Eğilmiş" diyordu. Onu
doğrulttu. Hz. Musa (a.s.) ona: Bir cemaat ki, kendilerine geliyoruz, bize ilgi
gösterip, ağırlamıyorlar, yiyecek vermiyorlar. Sen onlara bedava iş yapıyorsun,
dilesen ücret alabilirdin!" dedi. Hızır (a.s.), Hz. Musa`ya: "Artık
birbirimizden ayrılma zamanı geldi. Şimdi sana sabredemediğin şeylerin te`vilini
haber vereceğim" dedi. Resulullah (sav) bu ara ilave etti: "Allah Musa`ya rahmet
buyursun. Keşke, Hz. Hızır`la beraberliğe sabretseydi de maceralarını bize
nakletseydi, bunu ne kadar isterdim!" Ravi devam ediyor: Resulullah (sav)
buyurdular ki: "Birinci (soru)su Musa`nın bir unutması idi. Bir serçe gelerek
geminin kenarına kondu. Sonra denizden gagasıyla su aldı. Hz. Hızır bunu
göstererek Hz. Musa`ya, "Bak", dedi, "Benim ve senin ilmin ve diğer mahlukatın
ilmi, Allah`ın ilminden, şu kuşun denizden eksilttiği kadar eksiltir." |
| HadisNo |
: |
695 |
|
| |
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Kehf
Suresi |
| Ravi |
: |
Zeyneb Bintu
Cahş |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav) bir gün korkulu bir vaziyette odaya
girdi. Şöyle diyordu: "La ilahe illallah, yaklaşan bir beladan Arabın vay
haline. Bugün, Ye`cüc ve Me`cüc`ün seddinden şöyle bir gedik açıldı." baş
parmağı ile şehadet parmağını halka yaparak gösterdi. Ben: "Ey Allah`ın Resulü,
yani içimizde salih kimseler olduğu halde toptan helak mı olacağız?" dedim.
"Evet, dedi, fenalıklar artarsa öyle olur." |
| HadisNo |
: |
697 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Kehf
Suresi |
| Ravi |
: |
Ebu
Hüreyre |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav), (Zülkameyn`in inşa ettiği) sed
hakkında buyurdular ki: "(Ye`cüc ve Me`cüc) onu hergün oyuyorlar. Tam
delecekleri sırada başlarında bulunan reis: "Bırakın artık, delme işini yarın
yaparsınız" der, (Onlar bırakıp gidince) Allah, seddi, daha sağlam olacak
şekilde eski haline iade eder. Böylece günler geçer, kendilerine takdir edilen
müddet dolar ve onların insanlara musallat olmalarını Allah`ın arzu ettiği vakit
gelir. O zaman başlarındaki reis: "Haydi dönün, yarın inşaallah bunu
deleceksiniz" der -ve ilk defa inşaallah tabirini kullanır-." Resulullah (sav)
devamla der ki: "Dönüp giderler. Ertesi gün geldikleri vakit seddi ne halde
bırakmışlarsa öyle bulurlar ve (o günkü çalışma sonunda) delerler. Açılan
delikten insanların üzerine boşanırlar, (önlerine çıkan) suları içip kuruturlar.
İnsanlar onlardan korkup kaçar. Ye`cüc ve Me`cüc göğe bir ok atar. Bu ok kana
bulanmış olarak kendilerine geri döner. Şöyle derler: "Arzda olanları ezim ezim
ezdik, semada olanları da alçaltıp alt ettik." Allah onları enselerinden
yakalayacak bir kurt gönderir. Bu kurt onları toptan helak edip, herbirini
parçalanmış halde yere serer." Resulullah (sav) sözünü şöyle tamamladı:
"Muhammed`in nefsini elinde tutan Zat`a kasem olsun, yeryüzündeki bütün
hayvanlar, onların etinden yiyerek canlanır, sütlenir ve semirir." |
| HadisNo |
: |
698 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Kehf
Suresi |
| Ravi |
: |
Mus`ab İbnu
Sa`d |
| Hadis |
: |
Babama şu ayet hakkında sordum: Ey Muhammed! "Size
amelce en çok zararlı olanları haber verelim mi?" de.. (Kehf, 103) ve dedim ki:
"Burada kastedilenler Haruriler midir?" Bana: "Hayır, onlar Yahudiler ve
Hıristiyanlar`dır. Çünkü Yahudiler, Muhammed (sav)`i tekzib ettiler.
Hıristiyanlar ise cenneti tekzib ettiler ve: "Cennette ne yiyecek ne de içecek
vardır" dediler." |
| HadisNo |
: |
699 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Kehf
Suresi |
| Ravi |
: |
Ebu
Hüreyre |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav) buyurdu ki: "Kıyamet günü, şişman,
iri bir adam mizana getirilip tartılır da, Allah indinde sinek kanadı kadar
ağırlığı olmadığı görülür" Resulullah (sav) ilave etti: "Dilerseniz şu ayeti
okuyun: "Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O`na kavuşmayı inkar edenlerdir. Bu
yüzden işleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü biz onlar için hiçbir tartıda
bulunmayacağız" (Kehf, 105). |
| HadisNo |
: |
700 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Kehf
Suresi |
| Ravi |
: |
Ebu Sa`d İbnu
Fadale |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav)`ı işittim şöyle demişti: "Allah
geleceği kesin olan mahşer gününde insanları topladığı zaman bir kimse şöyle bir
duyuruda bulunur: "Kim işlediği bir amelde Allah`a birini ortak koşmuş ise
sevabını ondan istesin. Zira Allah, şirkin her çeşidine en müstağni olan
Zat`tır." |
| HadisNo |
: |
701 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Meryem (a.s.)
Suresi |
| Ravi |
: |
Mugire İbnu
Şu`be |
| Hadis |
: |
Ben, Necran`a gelince bana sordular: Sizler şu ayeti
okuyorsunuz: "Ey Harun`un kızkardeşi: Baban kötü bir kimse değildi..." (Meryem
28). Halbuki, Hz. Musa, Hz. İsa (a.s.)`dan yüzlerce yıl önce yaşamıştır. (Nasıl
olur da Hz. İsa`nın annesi olan Hz. Meryem, Hz. Musa`nın erkek kardeşi olan Hz.
Harun`un kızkardeşi olur?)" Ben Medine`ye Resulullah (sav)`ın yanına gelince, bu
meseleyi ona sordum, şu cevapta bulundular: "Onlar, kendilerinden önce yaşamış
olan peygamberlerinin ve salih kişilerin isimleriyle
isimleniyorlardı." |
| HadisNo |
: |
702 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Meryem (a.s.)
Suresi |
| Ravi |
: |
Ebu
Said |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav) okudu: "Ey Muhammed! Hala gaflet
içinde bulunanları ve hala inanmayanları, onları işin bitmiş olacağı o hasret
günü ile uyar" (Meryem 39). Sonra dedi ki: "(Kıyamet günü) ölüm alaca bir koç
suretinde getirilir. Cennetle cehennem arasında yer alan sur üzerinde
durdurulur, önce: "Ey cennet ahalisi!" diye bağırılır, onlar başlarını
kaldırırlar. Sonra: "Ey cehennem ahalisi!" diye bağırılır, onlar da başlarını
kaldırırlar. Sonra sorulur: "Bunu tanıdınız mı, nedir bu?" Hepsi birden: "Evet
tanıdık, derler. Bu ölümdür" Koç yatırılır ve kesilir. Eğer, Allah cennet
ahalisi için hayata hükmetmemiş olsaydı, neşeyle ölürlerdi. Cehennem ahalisi
için de Allah hayata, bekaya hükmetmemiş olsaydı onlar da üzülerek ölürlerdi.
(Tirmizi hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Buhari`de bu hadis biraz farklı
şekilde de rivayet edilmiştir) |
| HadisNo |
: |
703 |
|
| |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Meryem (a.s.)
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav) Hz. Cibril (a.s.)`e: "Bana, niye
halen yapmakta olduğundan daha fazla ziyarette bulunmuyorsun?" diye sormuştu, şu
ayet indi: "Cebrail Muhammed`e şöyle dedi: "Biz ancak Rabbinin buyruğuyla
ineriz, geçmişimizi, geleceginizi ve ikisinin arasındakileri bilmek O`na
mahsustur. Rabbin unutkan değildir" (Meryem 64). |
| HadisNo |
: |
705 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Meryem (a.s.)
Suresi |
| Ravi |
: |
Ümmü Mübeşşir
el-Ensariyye |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav)`ı dinledim şöyle buyurmuştu:
"(Hudeybiye biatına katılan) ashabu`ş-şecere`den hiç kimse inşaallah cehenneme
girmeyecektir." Bunun üzerine Hafsa (ra) validemiz: "Hayır ey Allah`ın Resulü!"
dediyse de Resulullah (sav) onu azarladı. Bunun üzerine Hz. Hafsa (ra) şu ayeti
okudu: "Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin, yapmayı üzerine
aldığı kesinleşmiş bir hükümdür" (Meryem 71). Resulullah (sav) ona şu cevabı
verdi: "Allah şöyle de buyurmaktadır: "Sonra biz, Allah`a karşı gelmekten
sakınmış olanları kurtarır, zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız"
(Meryem 72). |
| HadisNo |
: |
706 |
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Meryem (a.s.)
Suresi |
| Ravi |
: |
Süddi |
| Hadis |
: |
Mürre el-Hemedani`ye "Sizden cehenneme uğramayacak
yoktur" (Meryem 71) ayetinden sordum. Bunun üzerine bana İbnu Abbas (ra)`ın Hz.
Peygamber (sav)`den rivayet ettiği şu hadisi rivayet etti: "İnsanlar ateşe
girerler, sonra amellerine göre ondan çıkarlar: Onların ilk grubu şimşek hızıyla
çıkar, ikinci grub rüzgar gibi çıkar. Sonra at süratiyle, at binicisi süratiyle,
sonra yaya koşusuyla, en sonra da yaya yürüyüşüyle çıkar." |
| HadisNo |
: |
707 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Meryem (a.s.)
Suresi |
| Ravi |
: |
Habbab
İbnu`l-Eret |
| Hadis |
: |
Cahiliye devrinde demirci idim. As İbnu Vail
es`Sehmi`ye bir kılıç yaptım. Ücretimi almaya gelmiştim. "Hayır, Muhammed`i
inkar etmedikçe vermeyeceğim" dedi. Kendisine: "Asla! Sen ölüp, Allah seni
yeniden diriltinceye kadar ebediyyen onu inkar etmeyeceğim" dedim. "Yani ben,
öldükten sonra tekrar dirileceğim ha!" diye alaya aldı. Ben: "Bundan ne şüphe!"
deyince: "Öyleyse bırak beni, öleyim de yeniden dirileyim, Bana bol mal ve evlat
verilecek. O zaman sana olan borcumu eda ederim" dedi. Bunun üzerine şu ayet
indi: "Ey Muhammed! Ayetlerimizi inkar eden ve: "Bana elbette mal ve çocuk
verilecektir" diyeni gördün mü? O görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahman katıdan
bir söz mü almıştır? Hayır söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça
uzatacağız. Bahsettikleri şeyler bize kalacaktır. Kendisi bize tek başına
gelecektir" (Meryem 80). |
| HadisNo |
: |
708 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Meryem (a.s.)
Suresi |
| Ravi |
: |
Ebu
Hüreyre |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav) buyurdu ki: Allah bir kulu sevdi
mi, Cebrail (a.s.)`e şöyle seslenir: "Ben falanca kişiyi seviyorum, sen de şev!"
Bunun üzerine semada aynı şekilde nida edilir. Sonra, arz ehli arasına onun
sevgisi indirilir. Bunu şu ayet ifade etmektedir: "İnanıp hayırlı iş işleyenleri
Rahman sevgili kılacaktır" (Meryem 96). "Allah bir kula buğzetti mi, Cibril
(a.s.)`e seslenir: Ben falancaya buğz ediyorum. Bu şekilde semada nida edilir.
Sonra, yeryüzüne onun hakkında buğz indirilir. |
| HadisNo |
: |
709 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Hacc
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
"İnsanlardan bazısı vardır, Allah`a (dininin) yalnız
bir taraf(ın)dan (tutup, şekk ve tereddüd içinde) ibadet eder. Eğer kendisine
bir hayır dokunursa ona yapışır. Eğer bir fitne isabet ederse yüzü üstü döner.
Dünyada da, ahirette de hüsrana uğramıştır o. Bu ise, apaçık ziyanın ta
kendisidir." (Hac, 11) ayetinin iniş sebebini açıklamak maksadıyla şöyle
buyurdu: "Bazıları vardı, Medine`ye gelir, bakardı; bu gelişiyle hanımı oğlan
doğurur, atı da yavrularsa, "Bu din, derdi, salih iyi bir dindir." Şayet hanımı
oğlan doğurmaz, atı da yavrulamazsa: "Bu din kötüdür" derdi. |
| HadisNo |
: |
710 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Hacc
Suresi |
| Ravi |
: |
Ali |
| Hadis |
: |
Kıyamet günü, Rahman`ın önüne, dava açmak üzere ilk
diz çökecek olan benim. Kays İbnu Ubad der ki: "Onlar hakkında şu ayet indi:
"İşte Rabbleri hakkında tartışmaya giren iki taraf; O`nu inkar edenlere ateşten
elbiseler biçilmiştir. Başlarına da kaynar su dökülür de bununla karnındakiler
ve derileri eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir" (Hacc 19-21). Kays
devamla der ki: "Onlar Bedir savaşında karşılıklı mübareze eden kimselerdir. Bir
tarafta, Hz. Ali, Hz. Hamza ve Ubeyde İbnu`l-Haris (ra), karşı tarafta da Şeybe
İbnu Rebi`a, Utbe İbnu Rebi`a ve el-Velid İbnu Utbe varlardır. |
| HadisNo |
: |
711 |
|
| |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Hacc
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav) Mekke`den çıkarıldığı zaman Hz. Ebu
Bekir (ra) şöyle söyledi: "Peygamberlerine eziyet ettiler, o da (dayanamayıp)
oradan çıktı. Mutlaka helak olacaklar." Bunun üzerine şu ayet indi: "Haksızlığa
uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselerin karşı koyup savaşmasına izin
verilmiştir. Allah onlara yardım etmeye elbette kadirdir" (Hacc 39). Hz. Ebu
Bekir (ra) der ki: "Bu ayet üzerine anladım ki, (müşriklerle) savaş
olacak." |
| HadisNo |
: |
713 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Mu`minun
Suresi |
| Ravi |
: |
Aişe |
| Hadis |
: |
Resulullah (a.s.)`a sorarak: Ey Allah`ın Resulü,
"Rablerine dönecekleri için kalpleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte
onlar iyi işlerde yarış ederler. O uğurda ileri geçerler" (Mü`minun, 60)
ayetinde kastedilenler, şarap içenler, hırsızlık yapanlar mı? dedim. Bana:
"Hayır ey Sıddik`in kızı. Aksine onlar, oruç tutup, sadaka verip, yaptıkları bu
hayırların kendilerinden kabul edilmemesinden korkanlardır. (Baksana ayet ne
buyuruyor): İşte onlar iyi işlerde yarış ederler" cevabını verdi. |
| HadisNo |
: |
714 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Mu`minun
Suresi |
| Ravi |
: |
Ebu Said
el-Hudri |
| Hadis |
: |
"Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp
kalır" (Mü`minun 104) ayeti hakkında şu açıklamayı yapar: "Ateş yüzü kızartır ve
üst dudak büzülür, öyle ki, başının ortasına kadar çekilir, alt dudak da aşagıya
sallanır ve göbeğe kadar düşer." |
| HadisNo |
: |
715 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Nur
Suresi |
| Ravi |
: |
Amr İbnu
Şu`ayb |
| Hadis |
: |
Ravi, babası, dedesi tarikiyle rivayet ediyor:
Kendisine Mersed İbnu Ebi Mersed denen bir zat (ra) vardı. Mekke`den Medine`ye
esir taşırdı. Mekke`de Anak adında fahişe bir kadın bu adamın dostu idi. Mekkeli
esirlerden birine, kendisini götürmeyi vaadetmişti. (Şimdi hikayesini
kendisinden dinleyelim): Mersed der ki: Mekke`ye geldim, Mekke`nin duvarlarından
birinin gölgesine mehtaplı bir gecede indim. Derken Anak geldi, duvarın
dibindeki gölgemin karaltısını gördü. Yanıma gelince beni tanıdı ve: "Mersed`sin
değil mi?" dedi. Ben: "Evet Mersed`im" dedim. "Merhaba, hoş geldin, gel
yanımızda geceyi geçir!" dedi. Ben: "Hayır, ey Anak, Allah zinayı haram etti"
dedim. Kadın: "Ey çadır ahalisi, bu adam esirlerinizi götürüyor!" diye bağırdı.
Kaçtım. Beni sekiz kişi takip etti. Handeme Dağı`nın yolunu tuttum, bir mağaraya
girdim. Takipçiler arkamdan gelip mağaranın ağzını tuttular. Tepemden üzerime
bevlettiler. Sidikleri başıma isabet etti. Ancak Allah, onların beni görmelerine
mani oldu. Sonra dönüp gittiler. Ben de arkadaşımın yanma döndüm. Onu
sırtlandım. Ağır birisiydi. Mekke`nin dışındaki İzhir denen mevkiye geldim.
Orada demir bukağılarını çözdüm. Onu sırtımda taşıyordum. Beni çok yormuştu.
Nihayet Medine`ye geldim. Resulullah (a.s.)`ın huzuruna çıktım: "Ey Allah`ın
Resulü, Anak`la evleneyim mi?" dedim. Resulullah (sav) cevap vermedi. Sonra şu
ayet indi: "Zina eden erkek, ancak zina eden veya putperest bir kadınla
evlenebilir. Zina eden kadınla da, ancak zina eden veya putperest olan bir erkek
evlenebilir..." (Nur, 3). Bu vahiy üzerine Resulullah (sav) bana: "Ey Mersed,
zina eden erkek ancak zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir. Zina
eden kadınla da ancak zina eden veya putperest olan bir erkek evlenebilir,
onunla evlenme!" dedi. |
| HadisNo |
: |
716 |
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Nur
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
Hilal İbnu Ümeyye (ra) Resulullah (sav)`ın yanında,
hanımının Şerik İbnu Şahma ile zina yaptığını söyledi.Resulullah (sav): "Ya
delil getirirsin veya sırtına hadd tatbik edilir" dedi. Hilal: "Ey Allah`ın
Resulü! Birimiz, hanımı üzerinde bir adam görse, koşup delil mi arayacak?" dedi.
Resulullah (sav) önceki sözünü tekrar ediyordu: Ya delil getirirsin ya da
sırtına had uygulanır." Bunun üzerine Hilal: "Seni hak üzerine gönderen Zat`a
kasem olsun doğruyu söylüyorum. Mutlaka Allah sırtımı hadden kurtaracak bir
vahiy gönderecektir" dedi. Cibril (a.s.) indi ve şu vahyi indirdi: "Karılarına
zina isnad edip de kendilerinden başka şahidleri olmayanların şahidliği,
kendisinin doğru sözlülerden olduğuna Allah`ı dört defa şahid tutmasıyla olur.
Beşincisinde eğer yalancılardan ise Allah`ın lanetinin kendisine olmasını diler"
(Nur 6-7). Resulullah (sav) oradan ayrıldı. Onlara adam gönderdi. Hilal geldi
(lanet okuyarak) şehadette bulundu. Resulullah (sav): "Allah biliyor ki,
ikinizden biriniz yalancısınız, tevbekar olanınız var mı?" dedi. Sonra kadın
kalktı, o da şehadetde bulundu. Kadın beşinci şehadette iken kadını durdurdular
ve: "Beşince şehadet, (yalancı olduğun takdirde) şiddetli azab gerektirir"
dediler. İbnu Abbas der ki: Bunun üzerine kadın durakladı ve sükut etti. Öyle
ki, yeminden rücü edeceğini sandık. Sonra: "Hayır, vallahi kavmimi bundan böyle
mahcup hale düşürmeyeceğim" dedi ve yeminini tamamladı. Resulullah (sav): "İyi
bakın, eğer bu kadın gözleri sürmeli, kabaları iri, bacakları kalın bir çocuk
doğurursa bilin ki bu çocuk Şerik İbnu Sahma`dandır" buyurdu. Gerçekten de bu
evsafta bir çocuk doğurdu. Bunun üzerine Resulullah (sav) şöyle söylediler:
"Eğer, Allah`ın Kitabı`nda kadının yemini ile haddin düşeceği hususunda hüküm
gelmemiş olsaydı, (çocuktaki bu benzerlikten hareketle kadının zaniliğine
hükmederdim ve) onun benden göreceği vardı." |
| HadisNo |
: |
717 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Nur
Suresi |
| Ravi |
: |
Zühri |
| Hadis |
: |
Urve ve başkalarından almış olarak Hz. Aişe`nin şu
rivayetini nakleder: Hz. Aişe (ra) buyurmuştur ki: "Resulullah (sav) bir sefere
çıkacağı zaman kadınları arasında kur`a çeker, kur`a kime çıkarsa onu
beraberinde sefere götürürdü. Bir sefer sırasında da benim okum çıktı ve
yolculuğuna ben refakat ettim. Bu sefer, örtünme emri geldikten sonra idi. Ben
yol sırasında deve sırtında giden bir mahmil içinde taşınıyordum. Konak
yerlerinde de onun içinde iken iniyordum. Resulullah (sav)`ın o gazvesi sona
erinceye kadar hep böyle yol aldık. Nihayet geri döndü ve Medine`ye yakın bir
yerde konakladık. Geceleyin bir müddet kaldıktan sonra dönüş emri verildi. Dönüş
emri çıktığı sırada ben kalkıp (kaza-yı hacet için tek başıma) ordudan ayrılıp
gittim, ihtiyacımı gördükten sonra bineğime geri geldim. O sırada göğsümü
yokladım. Yemenin göz boncuğundan yapılmış gerdanlığım kopmuştu. Aramak üzere
geri döndüm. Onu aramak beni epeyce oyaladı. Benim bineğimle meşgul olan
askerler gelip mahmilimi deveme yüklemişler. Zannetmişler ki ben mahmilin
içindeyim. O zamanlar kadınlar çok hafifti. Az yedikleri için şişman değillerdi.
Askerler mahmilimi kaldırırken hafifliğine şaşırmayıp yüklemişler. Ben zaten
küçük yaşta bir kadındım: Hülasa devemi sürüp gitmişler. Ordu gittikten sonra
gerdanlığımı buldum. Ordugaha geri döndüğüm zaman kimseyi bulamadım. Herkes
gitmişti. Önce bulunduğum yere geldim. Beni bir müddet sonra kaybetmiş
olduklarını farkederek aramaya geleceklerini düşündüm. Bu halde iken uyku
bastırmış ve uyuyup kalmışım. Safvan İbnu Muattal es-Sülemi -ki bilahere
(Zekvan`da ikamet ederek) Zekvani unvanını da almıştır- (geri gözcülüğü
vazifesiyle) ordugahın gerilerinde geceyi geçirmişti. Sabah olunca benim
menzilden geçerken uyuyan bir insan karaltısı görerek yanıma geldi. Görür görmez
beni tanıdı. Zira örtünme emri gelmezden önce beni görmüştü. Ben onun istirca
sesiyle "İnna lillah ve inna ileyhi raci`un = Biz Allah`ın kullarıyız ve Allah`a
dönüp varacağız" uyandım. Derhal başörtümle yüzümü örttüm. Allah`ma kasem olsun
bana tek kelime konuşmadı, istircaından başka bir tek sözünü de işitmedim, indi
ve devesini ıhtırdı. Binmem için devenin ön ayaklarına ayağıyla bastı. Ben de
bindim. Devemi önden çekti, böylece yol aldık. Ordu bir yerde konakladığı sırada
onlara yetiştik. (Gecikme hadisesini iftira vesilesi yaparak) benim yüzümden
helak olanlar oldu. Bu işte en büyük vebal de Abdullah İbnu Ubey İbni Selül`e
düşmüştü. Medine`ye geldiğimiz zaman bir ay kadar hasta yattım. Meğer bu esnada
iftira edenlerin dedi-koduları herkesi meşgul ediyormuş. Benim ise hiçbir şeyden
haberim olmadı. Ancak bir husus bende kuşku uyandırmıştı. Resulullah (sav)`da,
başka zaman hastalanınca gördüğüm iltifat ve alakayı göremiyordum. Yanıma girip
selam veriyor, sonra da: "Şu sizinki nasıl?" deyip çıkıyordu. Bu davranışından
biraz işkilleniyordum ama yine de (ortalığı saran) fitneden bihaberdim. Bu halde
nekahet devresine girdim. Bir gece, ben ve Ümmü Mistah o zaman için hela olarak
kullandığımız menası (denen çukurların bulunduğu semte) doğru gitmiştik. Biz
buraya, geceden geceye çıkardık. (Hicab ayetinden sonra) evlerde helalar inşa
edilince çıkmaz olduk. Bundan önce biz de, eski Arapların def-i hacetteki
usulüne uyuyorduk. Ben ve Ümmü Mistah -ki bu kadın Ebu Rühm İbnu Muttalib İbni
Abdi Menaf`ın kızıdır- böylece yürüdük. Onun annesi Ebu Bekri`s-Sıddik`in
teyzesi olan Sahr İbnu Amir`in kızıdır. Oğlu da Mistah İbnu Üsase İbnu Ubad
İbni`l-Muttalib`dir. İşimiz bittikten sonra yürüyorduk. Ümmü Mistah, ayağı
örtüsüne takılarak düştü. Kadın (böyle can yakıcı durumlarda soylemnesi adet
olan "düşmanın helak olsun" demedi): "Mistah helak olsun!" diye (oğluna) beddua
etti. Ben kadına: "Amma da yaptın!" Bedir gazvesine katılan bir kimseye beddua
ediyorsun ha!" dedim. "Anacığım! onun ne söylediğini işitmedin mi?" dedi. "Ne
söylemiş ki?" dedim. Bunun üzerine iftiracıların söylediklerini bir bir anlattı.
Hastalığıma yeni hastalık katıldı. Eve dönünce, Resulullah (sav) yanıma girdi
ve: (İsmimi söylemeden) "Adamınız nasıl." dedi. Ben: "Ebeveyninim yanına gitmeye
izin ver" dedim. Ben, haberin aslını annemle babamdan işitmek istiyordum.
Resulullah (sav) izin verdi, ben de ebeveyninim yanma geldim. Anneme: "Ey
anneciğim, halk arasında söylenen bu sözler nedir?" dedim. "Ey kızım! Sen bu
meseleyi büyütme. Allah`a kasem olsun güzel ve kocasının yanında sevgili olan,
birçok kumaları (ortak) bulunan bir kadın hakkında her zaman çok dedikodu
ederler" dedi. Ben: "Sübhanallah, demek halk böyle söylüyor ha!" dedim. O gece
sabaha kadar hiç durmadan ağladım. Ne gözümün yaşı dindi, ne de gözüme uyku
girdi. Sabah oldu, ben hala ağlıyordum. Resulullah (sav) o gün Ali İbnu Ebi
Talib`i ve Üsame İbnu Zeyd (ra)`i çağırmıştı. Benimle ilgili vahyin gecikmesi
üzerine ailesiyle ayrılma hususunda onlarla istişare ediyordu. Üsame (ra),
ehlinin suçsuzluğu hususunda onlara karşı içinde beslediği sevgiye dayanarak,
bildiği hususu şöyle dile getirmişti: "Ey Allah`ın Resulü! Onlar
zevcelerinizdir. Allah`a kasem olsun, onlar hakkında hayırdan başka bir şey
bilmiyoruz." Ali İbnu Ebi Talib de şöyle demişti: "Ey Allah`ın Resulü, Allah
sana darlık vermez. Ondan başka kadın çoktur. Sen cariyene sor, (onun halini o
daha iyi bilir), sana gerçeği haber verir." Resulullah (sav) bu tavsiye üzerine
cariyemiz Berire`yi çağırdı ve: "Ey Berire, söyle! Aişe`de sana şüphe verici bir
husus gördün mü?" diye sordu. Berire: "Hayır! Seni hak üzerine peygamber olarak
gönderen Zat-ı Zülcelal`e yemin olsun, ben onda fena bulduğum bir şey görmedim.
Ayıplanabilecek tek gördüğüm şey şudur: "Yaşı genç olduğu için, ailesi için
yoğurduğu hamurun üzerine uyur, bu sırada gelen keçi, hamurdan yerdi." (Bu
soruşturma sonunda) Resulullah (sav) kalkıp mescidde bir hutbe okur. Bu iftirayı
ilk defa çıkaran Abdullah İbni Ubey İbni Selül hakkında söz etmekten özür
dileyerek, minberde şunları söyler: "Ehlim hakkında bana sıkıntı veren adamı
cezalandırmada, intikamımı almada bana kim yardım edecek? Allah`a yemin olsun
ehlim hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum. Adı iftiraya karıştırılan bir
adamdan söz ettiler. Onun hakkında da hayırdan başka bir şey bilmiyorum. O
ailemin yanına ben olmayınca hiç girmemiştir." Resulullah (sav)`ın bu sözleri
üzerine (Evs kabilesinin reisi) Sa`d İbnu Muaz (ra) kalktı ve: "Ey Allah`ın
Resulü! Allah`a yemin olsun biz ondan senin intikamını alırız! Eğer Evs
kabilesindense boynunu vururuz. Hazreçli kardeşlerimizden ise, bize sen
emredersin, biz emrini aynen yerine getiririz!" dedi. Hazreç kabilesinin reisi
olan Sa`d İbnu Ubade ayağa kalktı. Sa`d aslında salih bir kimseydi. Ancak (Sa`d
İbnu Muaz`ın konuşmasından alınarak) kabile hamiyet ve gayretine kapılmıştı.
Sa`d İbnu Muaz`a dönerek şu sert cevabı verdi: "Vallahi sen yalan söylüyorsun!
Sen onu (Abdullah İbnu Ubey İbnu Selül`ü) öldüremezsin. öldürtmeye gücün de
yetmez." (Ensar`ın ileri gelenlerinden) Useyd İbnu Hudayr (ra) -ki bu zat da
Sa`d İbnu Muaz`ın amcaoğludur- kalkarak Sa`d İbnu Ubade`ye çıkıştı: "Allah`a
yemin olsun yalan söyleyen sensin. Onu mutlaka öldürürüz. (Abdullah İbnu Ubey`e
arka çıkıyorsan) sen de münafıksın, münafıklar hesabına kavga ediyorsun!" Derken
(Ensar`ın iki kabilesi) Evs ve Hazreç ayağa kalkmışlar ve Resulullah (sav) daha
minberde iken, birbirlerine girmeye ramak kalmıştı. Resulullah (sav) sükuneti
sağlayıncaya kadar gayret sarfetmiş ve minberden inmişti. Ben o gün de ağladım.
Ne gözümün yaşı dindi, ne de gözüme uyku girdi. Müteakip gece de hep ağladım: Ne
gözümün yaşı dindi ne de bir parça olsun uykum geldi. Sabahleyin annem ve babam
yanıma geldiler. Böylece ben, iki gece bir gündüz aralıksız ağlamıştım. Öyle ki
artık ağlamaktan ciğerlerim parçalanacak diye düşünüyordum. Onlar yanımda
oturuyorlar, ben de ağlamaya devam ediyordum. Derken Ensar`dan bir kadın izin
istedi. Ona, gir dedim. Yanıma oturup o da benimle ağlamaya başladı. Biz bu
halde iken Resulullah (sav) girdi. Sonra oturdu. Hakkımda söylenen şeyler
söyleneliden beri yanımda hiç oturmamıştı. Bu arada bir ay geçmiş ve meselemle
ilgili herhangi bir vahy gelmemişti. Resulullah (sav) otururken şehadet
kelimesini de getirmişti. Sonra bana şunları söyledi: "Ey Aişe, senin hakkında
bana şöyle şöyle sözler ulaştı. Eğer bu dedikodulardan beri isen Allah seni
vahiyle tebrie edecektir. Şayet bir günah işledi isen Allah Teala`ya tevbe et.
Zira kul bir günah işler, sonra da günahını itirafla tevbe ederse, Allah Teala
tevbesini kabul ve affeder." Resulullah (sav) sözlerini tamamlayınca
(izdırabımın şiddetinden) gözlerimin yaşı kurudu, artık tek bir damla bile yaş
hissetmiyordum. Babama: "Resulullah (sav)`ın sözlerine sen cevap ver" dedim.
Babam: "Vallahi Resulullah (sav)`a ne diyeceğimi bilemiyorum" dedi. Anneme
yönelerek: "Resulullah (sav)`ın söylediklerine sen bari cevap ver" dedim. Annem
de: "Vallahi Resulullah (sav)`a ne söyleyeceğimi ben de bilemiyorum" dedi. Hz.
Aişe devamla der ki: "Ben yaşı henüz küçük bir kadındım. Kur`an`dan da fazla
okumuyordum. Dedim ki: "Vallahi ben biliyorum ki halkın söyleştiği şeyleri
işittiniz. Onlar içinize yer etti ve hep inandınız. Size: "Günahsızım" dedim,
inanmıyorsunuz. Yapmadığım bir şeyi size itiraf etsem, -Allah biliyor ki ben
ondan beriyim- beni tasdik edeceksiniz. Allah`a kasem olsun, sizinle benim
durumumu anlatacak en iyi örnek Hz. Yusuf`un babası ve onun şu sözüdür: "Bana
güzelce sabır gerekir. Anlattıklarmıza ancak Allah`tan yardım istenir" (Yusuf,
18). Sonra yüzümü çevirip yatağıma sokuldum. Kasem olsun ben o zaman suçsuz
olduğumu biliyordum ve Allah`ın benim suçsuzluğumu te`yid edeceğine inanıyordum.
Ancak, kesinlikle, Allah`ın benim hakkımda bir vahiy indireceğini, bunun
(kıyamete kadar) okunacağını hiç aklımdan geçirmedim. Ben, kendimi, Allah`ın
herhangi bir şekilde tekellüm buyurarak okunacak bir vahiy konusu edilmeye değer
bulmuyordum. Ancak, Resulullah (sav)`ın göreceği bir rüya yoluyla Allah`ın beni
tebrie edeceğini ümid ediyordum. Allah`a kasem olsun, Resulullah (sav) daha
oturmuş olduğu yerden kalkmamış ve ev halkından kimse dışarı çıkmamıştı ki
Allah, Resulüne vahiy indirdi: Resulullah (sav)`ı vahiy sırasında her zaman
gelen halet istila etti. Sonra da o hal zail oldu. Resulullah (sav) tebessüm
içindeydiler. Konuştuğu ilk kelime bana şunu söylemek oldu: "Ey Aişe Allah`a
hamdet. Zira, seni tebrie buyurduk" Annem de bana: "Kalk Resulullah (sav)`a
teşekkür et!" dedi. Ben ise: "Vallahi hayır, ona teşekkür etmeyeceğim, sadece
Allahıma hamdediyorum. Benim suçsuzluğumu Rabbim vahiy buyurdu" dedim. Allah`ın
indirdiği vahiy şöyleydi: "Muhammed`in eşine o yalanı uyduranlar içinizden bir
güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin için hayırlı olmuştur. O
kimselerden herbirine kazandığı günah karşılığı ceza vardır. İçlerinden
elebaşılık yapana ise büyük azab vardır. Onu işittiğiniz zaman, erkek-kadın
mü`minlerin, kendiliklerinden hüsnüzanda bulunup da: "Bu apaçık bir iftiradır"
demeleri gerekmez miydi? Dört şahid getirmeleri gerekmez miydi? İşte bunlar
şahid getirmedikçe, Allah katında yalancı olanlardır. Allah`ın dünya ve ahirette
size lütuf ve merhameti olmasaydı, o kötü sözü yaymanızdan ötürü büyük bir azaba
uğrardınız..." (Nur 20). (Bir sayfa tutan) on ayeti, Cenab-ı Hakk benim
suçsuzluğumla ilgili bu ayetleri indirince, Ebü Bekri`s-Sıddik (ra) -ki Mistah
İbnu Üsase`ye akrabalığı ve fakirliği sebebiyle maddi yardımda bulunuyordu- şunu
söyledi: "Aişe (ra)`ye bu iftirayı yaptıktan sonra, ona artık bir daha yardım
yapmayacağım." Bunun üzerine şu vahiy indi: "İçinizde lütuf ve servet sahibi
olanlar, yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere, vermemek için
yemin etmesinler, affetsinler geçsinler. Allah`ın sizi bağışlamasından hoşlanmaz
mısınız? Allah bağışlayandır, merhametli olandır" (Nur, 22). Bunun üzerine Ebu
Bekri`s-Sıddik (ra): "Evet evet, Allah`a kasem olsun, Allah`ın beni affetmesini
çok severim" dedi ve Mistah`a yapmakta olduğu yardımı yapmaya devam etti ve:
"Ebediyyen yardımı ondan kesmeyeceğim" dedi. Hz. Aişe (ra) sözlerine devamla
dedi ki: Resulullah (sav) tahkik sırasında Zeyneb Bintu Cahş`a da hakkımda
sormuş ve: "Ey Zeyneb, bu hususta ne biliyorsun, ne gördün" demişti. O da: "Ey
Allah`ın Resulü, ben kulağımı, gözümü işitmediğim, görmediğim şeyden muhafaza
ederim. Ben Aişe hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum!" demişti. Zeyneb
(ra), Resulullah (sav)`ın zevce-i tahireleri arasında (bazı faziletleri
sebebiyle) benimle boy ölçüşen birisiydi. Allah vera ve dindarlığı sebebiyle onu
(bu meselede müfteriler tarafında yer almaktan) korudu. Onun kız kardeşi Hamna
ise, onunla mücadeleye koyuldu ve helak olan müfteriler arasında helak oldu.
Müfteriler arasında Hz. Peygamber (sav)`in şairi Hassan İbnu Sabit (ra) de
vardı. Urve der ki: "Hz. Aişe (ra) yanında Hassan`a kötü söz söylenmesinden
hoşlanmazdı ve derdi ki: "O şu beyti söyleyen kimsedir: "Babam, babanın babası,
ırzım, size karşı Muhammed (sav)`in ırzına bekçidir." Mesrük İbnu`l-Ecda der ki:
"Ben Hz. Aişe (ra)`nin huzuruna girmiştim. Yanında Hassan İbnu Sabit (ra)`i
gördüm. Hz. Aişe`ye şiir okuyor, bazı beyitleri kendisiyle tezyin ediyordu. Şunu
okudu: "Afifdir, ağırdır, iffetinden şüphe ne mümkün! Kötü düşünceden uzak
olanların etleri bile onu aç bırakır." Hz. Aişe (ra) ona, "Fakat sen böyle
değilsin" dedi. Mesrük Hz. Aişe`ye dedi ki: "Sen nasıl olur da Hassanın yanına
girmesine izin verirsin, o ki, hakkında Allah şöyle buyurmuştur: "İçlerinden
elebaşılık yapana ise büyük azab vardır." Hz. Aişe (ra) şu cevabı verdi:
"Körlükten daha şiddetli bir azab var mı!" Hz. Aişe sonra şunu da söyledi "O,
Resulullah (sav)`ı müdafaa ediyordu." |
| HadisNo |
: |
718 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Nur
Suresi |
| Ravi |
: |
Aişe |
| Hadis |
: |
Benim özrümle ilgili ayet indiği zaman Resulullah
(sav) minbere çıktı, günahsız olduğumu belirtti, arkasından ilgili ayetleri
okudu ve iki kadın ve bir erkeğin cezalandırılmalarını emretti. Üçü de had
cezası olan celde`ye (değneklenmeye) tabi tutuldular. |
| HadisNo |
: |
719 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Nur
Suresi |
| Ravi |
: |
Aişe |
| Hadis |
: |
Allah ilk muhacir kadınlara rahmetini bol kılsın;
"Kadınlar baş örtülerini yakalarının üzerini (örtecek şekilde) koysunlar" (Nur
31) ayeti indiği zaman örtülerini (kenardan) yırtarak onunla (yüzlerini de)
örttüler. |
| HadisNo |
: |
720 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Nur
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
"(Ey Muhamed)! Mü`min kadınlara da söyle! Gözlerini
bakılması yasak olandan çevirsinler iffetlerini korusunlar..." diye başlayıp
kadınlara örtünmeyi emreden ayeti (Nur 31) daha sonra gelen şu ayet neshetti ve
istisna getirdi: "Evlenme ümidi kalmayan ihtiyarlayıp oturmuş kadınlara,
süslerini açığa vurmamak şartıyla dış esvablarını çıkarmaktan ötürü sorumluluk
yoktur. Ama sakınmaları kendileri için daha hayırlı olur" (Nur 60). |
| HadisNo |
: |
721 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Nur
Suresi |
| Ravi |
: |
Cabir |
| Hadis |
: |
Abdullah İbnu Übey İbni Selül cariyesine: "Git biraz
fahişelik yap (da para kazan)" diye emretti. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk: "Dünya
hayatinin geçici menfaatini elde etmek için, iffetli olmak isteyen
cariyelerinizi fuhşa zorlamayın..." (Nur 33) mealindeki ayeti inzal
buyurdu. |
| HadisNo |
: |
722 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Nur
Suresi |
| Ravi |
: |
İkrime |
| Hadis |
: |
Irak ahalisinden bir grub İbnu Abbas (ra)`a dediler
ki: Şu ayet hakkında ne dersiniz? "Ey iman edenler! Ellerinizin altında olan
köle ve cariyeler ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar sabah namazından
önce, öğle sıcağından soyunduğunuzda ve yatsı namazından sonra yanınıza
gireceklerinde üç defa izin istesinler. Bunlar sizin için açık bulunabileceğiniz
üç vakittir. Bu vakitlerin dışında birbirinizin yanına girip çıkmakta,size de,
onlara da bir sorumluluk yoktur. Allah size ayetlerini böyle açıklar. Allah
bilendir. Hakimidir" (Nur 58). Cenab-ı Hakk burada kesin emirde bulunduğu halde
biz bunları tatbik etmiyoruz, dediler. İbnu Abbas (ra): "Allah mü`minlere karşı
halim ve rahimdir. Onları örtmeyi sever, insanlar o zaman evlerinde ne örtü ne
de perde kullanmıyorlardı. Bazan hizmetçisi veya evladı veya yetimesi, kişi
ehlinin üzerinde iken çıkagelirdi. Cenab-ı Hakk bunun üzerine, mezkur avret
vakitlerinde izin istemeyi emretti. Böylece Allahu Teala onlara örtü ve hayır
getirdi. Ne var ki, hala bu emirle amel eden tek kişi görmedim." |
| HadisNo |
: |
723 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Furkan
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
"O gün zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke
Peygamberlerle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene, keşke falancayı
dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kur`an`dan o saptırdı. Şeytan
insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der" (Furkan 27-30) mealindeki ayet
hakkında şu açıklamayı yaptı: "Ayette zikri geçen zalim Ukbe İbnu Ebi Muayt`tır.
Zikri geçen dost (halil) da Ümeyye İbnu Haleftir. Dostum Übeyy olduğu da
söylenmiştir. (Ayetin inişi bunlarla ilgilidir). Şöyle ki: Ukbe bir yemek
hazırlayarak Kureyş`in eşrafını davet eder. Resulullah (sav) da onların
arasındadır. Resulullah (sav), "Ukbe kelime-i tevhidi söylemedikçe, yemekten
almayacağım" söyledi. Ukbe bu isteği yerine getirdi. Bunun üzerine dostu olan
Ümeyye İbnu Halef veya Übeyy ona gelerek: "Sabii mi oldun?" dedi. Ukbe: "Hayır,
ancak yemek yemeden evimden ayrılmasından utandım" diye cevap verdi. Übeyy:
"Öyleyse, gidip onun yüzüne tükürmezsen ben de senden razı olmayacağım!" dedi.
Ukbe, bu talebe müsbet cevap vererek, isteneni yaptı. Ceza olarak Bedir günü
yakalanıp idam edildi. Bu rivayetin kaynağı asılda gösterilmemiştir. Ancak
rivayeti mana olarak, Taberi Tefsir`inde (18, 6), İbnu Abbas rivayeti olarak
kaydeder. Ayrıca, El-Vahidi, Esbabı`n-Nüzul`da (s. 191); Suyüti,
ed-Dürrül-Mensur`da (5, 68) kaydetmiştir. |
| HadisNo |
: |
724 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Furkan
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Mes`ud |
| Hadis |
: |
Hz. Peygamber (sav)`a: "Hangi günah daha büyük?"
diye sordum. Şu cevabı verdi: "Seni yaratmış olduğu halde Allah`a ortak
koşmandır" "Sonra hangisi gelir?" dedim. "Seninle beraber yiyecek korkusuyla
çocuğunu öldürmendir" dedi. Ben tekrar: "Sonra ne gelir?" dedim. "Komşunun
helalliği ile zina etmen!" dedi. Resulullah (sav)`in bu sözlerine teyiden şu
mealdeki ayet nazil oldu: "Onlar ki, Allah`ın yanına başka bir Tanrı daha
(katıp) tapmazlar, Allah`ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar, zina
etmezler. Kim bunlardan birini yaparsa cezaya çarpar" (Furkan 68). |
| HadisNo |
: |
725 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Şuara
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
Şu "Sen ilkin en yakın hısımlarını inzar et" (Şuara
214) mealindeki ayet indiği zaman, Resulullah (sav) Safa tepesi üzerine çıktı ve
şöyle bağırmaya başladı: "Ey Beni Fihr!, Ey Beni Adiyy!" Bunlar Kureyş
kabilesine mensup boylardı. Toplandılar. Onlara şöyle hitab etti: "Ben size, "şu
vadide atlılar var, sizlere saldırmak istiyor" desem, beni tasdik eder misiniz?"
Hep beraber şu cevabı verdiler: "Evet, tasdik ederiz, şimdiye kadar hiç yalanına
rastlamadık, hep doğru söyledin." "Öyleyse dinleyin" dedi. "Önünüzde bekleyen
şiddetli bir azabı size haber veriyorum." Ebu Leheb atılıp: "Ey Muhammed, ey
kuruyasıca! Bizi bunun için mi çağırdın?" dedi. Bunun üzerine: "Ebu Leheb`in iki
eli kurusun. Kendisi de kurudu..." diye başlayan Ebu Leheb suresi nazil
oldu. |
| HadisNo |
: |
726 |
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Şuara
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
"Şairlere gelince, onlara da sapıklar uyar" (Şuara
224) mealindeki ayet hakkında şunları söyledi: "Cenab-ı Hakk, (kendilerine
sapıklar uyar diye zemmettiği) şairlerden, "İman edip de iyi amel (ve hareket)de
bulunanlar, Allah`ı çok zikredenler ve zulme uğratıldıklarından sonra öclerini
alanlar..." (Şu`ara 227) istisna edildiler." |
| HadisNo |
: |
727 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Neml
Suresi |
| Ravi |
: |
Ebu
Hüreyre |
| Hadis |
: |
Dabbetu`l-arz, beraberinde Hz. Musa`nın asası ve Hz.
Süleyman (a.s.)`ın mühürü olduğu halde çıkar. Asa ile mü`minlerin yüzünü
cilalar, mührü de kafirlerin burnuna basar. Öyle ki, sofra ehli toplanınca biri
diğerine (yüzündeki parlaklıktan dolayı) "Ey mü`min!" der, diğeri de (öbürüne,
burnundaki mühür damgası sebebiyle): "Ey kafir!"der. (Yani mü`min de kafir de
yüzünden tanınır). |
| HadisNo |
: |
728 |
|
| |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Kasas
Suresi |
| Ravi |
: |
Ebu
Hüreyre |
| Hadis |
: |
"(Ey Muhammed) Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin,
ama Allah dilediğine hidayet verir" (Kasas 56) ayeti hakkında şunu söylemiştir:
"Bu ayet Resulullah (sav)`ın, amcası Ebu Talib`in İslam`a girmesini ısrarla
istemesi üzerine nazil oldu." |
| HadisNo |
: |
730 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Kasas
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
"Herhalde o Kur`an`ı (tilavetini, tebliğini ve
mucibince amel etmeni) senin üzerine farz kılan (Allah), seni (yine) dönülecek
yere döndürecektir..." (Kasas 85) mealindeki ayette ifade edilen döndürülecek
yerden maksadın, Mekke olduğunu söylerdi. |
| HadisNo |
: |
731 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Ankebut
Suresi |
| Ravi |
: |
Ümmü
Hani |
| Hadis |
: |
"Erkeklere yaklaşıyor, yol kesiyor ve
toplantılarınızda fena şeyler yapmıyor musunuz?" (Ankebut 29) mealindeki ayette
zikredilen toplantılarındaki fena şeylerden maksad nedir? diye Resulullah
(sav)`a sordum. Bana şöyle cevap verdi: "Onlar orada sesli sesli yelleniyorlar,
oradan geçen kimselere de çakıl vs. fırlatıp onlarla
eğleniyorlardı."%732 |
| HadisNo |
: |
732 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Ankebut
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
"Allah`ı zikretmek elbet en büyüktür" (Ankebut, 45)
mealindeki ayet hakkında şunu söyledi: "Kulun Allahu Teala`yı diliyle zikretmesi
büyük (bir ibadet)tir. Onuzikretmesi, herhangi bir günaha yaklaşınca O`ndan
korkarak terketmesi, günah işler olduğu halde diliyle zikretmesinden, daha
büyüktür. |
| HadisNo |
: |
733 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Rum
Suresi |
| Ravi |
: |
Ebu
Sa`id |
| Hadis |
: |
"Bedir günü Rumlar, İranlılara galebe çaldı. Bu
zaferden müzminler de sevindi. Bunun üzerine şu mealdeki ayet nazil oldu
(okundu): "Elif-Lam-Mim, Rumlar mağlub oldu, yakın bir yerde. Halbuki onlar bu
yenilmelerinin ardından galib olacaklar birkaç yıl içinde. Önünde de sonunda da
emir Allah`ındır. O gün mü`minler Allah`ın nusretiyle ferahlayacak" (Rum
1-4). |
| HadisNo |
: |
734 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Lokman
Suresi |
| Ravi |
: |
İbnu
Ömer |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav), "Gayb`ın anahtarı beştir" dedi ve
şu mealdeki ayeti okudu: "O saatin (kıyametin) ilmi şüphesiz ki Allah`ın
nezdindedir. Yağmuru O indirir. Rahimlerde olanı O bilir. Hiçbir kimse yarın ne
kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse hangi yerde öleceğini bilmez. Şüphesiz ki
Allah (her şeyi) bilendir. Her şeyden haberdardır" (Lokman 34). |
| HadisNo |
: |
735 |
|
| |
| Fasil |
: |
TEFSİR BÖLÜMÜ -
ESBAB-I NÜZULE DAİR |
| Konu |
: |
Secde
Suresi |
| Ravi |
: |
Cabir |
| Hadis |
: |
Hz. Peygamber (sav) Elif-Lam-Mim Tenzil ve
Tebareke`llezi bi-Yedihi`l-Mülk surelerini okumadan uyumazdı. Tavus (ra), bu iki
surenin faziletçe Kur`an`daki diğer surelerden herbirine yetmiş kat üstün
olduğunu söylerdi. |
| HadisNo |
: |
736 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder