| |
| Fasil |
: |
KISSALAR
BÖLÜMÜ |
| Konu |
: |
Kıssalar |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
Hz. İbrahim beraberinde Hz. İsmail aleyhimasselam ve
onu henüz emzirmekte olan annesi olduğu halde ilerledi. Kadının yanında bir de
su tulumu vardı. Hz. İbrahim, kadını Beyt`in yanında Devha denen büyük bir
ağacın dibine bıraktı. Burası Mescid`in yukarı tarafında ve zemzemin tam üstünde
bir nokta idi. O gün Mekke`de kimse yaşamıyordu, orada hiç su da yoktu. İşte Hz.
İbrahim anne ve çocuğunu buraya koydu, yanlarına, içerisinde hurma bulunan eski
bir azık dağarcığı ile su bulunan bir tuluk bıraktı. Hz. İbrahim aleyhisselam
bundan sonra (emr-i İlahi ile) arkasını dönüp (Şam`a gitmek üzere) oradan
uzaklaştı. İsmail`in annesi, İbrahim`in peşine düştü (ve ona Keda`da yetişti).
"Ey İbrahim, bizi burada, hiçbir insanın hiçbir yoldaşın bulunmadığı bir yerde
bırakıp nereye gidiyorsun?" diye seslendi. Bu sözünü birkaç kere tekrarladı. Hz.
İbrahim, (emir gereği) ona dönüp bakmadı bile. Anne, tekrar (üçüncü kere)
seslendi. "Böyle yapmam sana Allah mı emretti?" dedi. Hz. İbrahim bunun üzerine
"Evet!" buyurdu. Kadın: "Öyleyse (Rabbimiz hafizimizdir), bizi burada perişan
etmez!" dedi, sonra geri döndü. Hz. İbrahim de yoluna devam etti. Kendisini
göremeyecekleri Seniyye (tepesine) gelince Beyt`e yöneldi, ellerini kaldırdı ve
şu duaları yaptı: "Ey Rabbimiz! Ailemden bir kısmını, senin hürmetli Beyt`inin
yanında, ekinsiz bir vadide yerleştirdim -namazlarını Beyt`inin huzurunda
dosdoğru kılsınlar diye-. Ey Rabbimiz! Sen de insanlarda mü`min olanların
gönüllerini onlara meylettir ve onları meyvelerle rızıklandır ki, onlar da
nimetlerinin kadrini bilip şükretsinler" (İbrahim 37). İsmail`in annesi, çocuğu
emziriyor, yanlarındaki sudan içiyordu. Kaptaki su bitince susadı, (sütü de
kesildi), çocuğu da susadı (İsmail bu esnada iki yaşında idi). Kadıncağız
(susuzluktan) kıvranıp ızdırap çeken çocuğa bakıyordu. Onu bu halde seyretmenin
acısına dayanamayarak oradan kalkıp, kendisine en yakın bulduğu Safa tepesine
gitti. Üzerine çıktı, birilerini görebilir miyim diye (o gün derin olan) vadiye
yönelip etrafa baktı, ama kimseyi göremedi. Safa`dan indi, vadiye ulaştı,
entarisinin eteğini topladı. Ciddi bir işi olan bir insanın koşusuyla koşmaya
başladı. Vadiyi geçti. Merve tepesine geldi, üzerine çıktı, oradan etrafa baktı,
bir kimse görmeye çalıştı. Ama kimseyi göremedi. Bu gidip-gelişi yedi kere
yaptı. İşte (hacc esnasında) iki tepe arasında hacıların koşması buradan gelir.
Anne, (bu sefer) Merve`ye yaklaşınca bir ses işitti. Kendi kendine: "Sus" dedi
ve sese kulağını verdi. O sesi yine işitti. Bunun üzerine: "(Ey ses sahibi!) Sen
sesini işittirdin, bir yardımın varsa (gecikme)!" dedi. Derken zemzemin yanında
bir melek (tecelli etti). Bu Cebrail`di. Cebrail kadına seslendi: "Sen kimsin?"
Kadın: "Ben Hacer`im, İbrahim`in oğlunun annesi..." "İbrahim sizi kime tevkil
etti?" "Allah Teala`ya." "Her ihtiyacınızı görecek Zat`a tevkil etmiş." Ayağının
ökçesi -veya kanadıyla- yeri eşeliyordu. Nihayet su çıkmaya başladı. Kadın (boşa
akmaması için) suyu eliyle havuzluyordu. Bir taraftan da sudan kabına doldurdu.
Su ise, kadın aldıkça dipten kaynıyordu. İbnu Abbas (ra) dedi ki: "Allah
İsmail`in annesine rahmetini bol kılsın, keşke zemzemi olduğu gibi akar
bıraksaydı da avuçlamasaydı. Bu takdirde (zemzem, kuyu değil) akarsu olacaktı."
"Kadın sudan içti, çocuğunu da emzirdi. Melek, kadına: "Zayi ve helak oluruz
diye korkmayın! Zira, Allah Teala hazretleri`nin burada bir Beyt`i olacak ve
bunu da şu çocuk ve babası bina edecek. Allah Teala hazretleri o işin
sahiplerini zayi etmez!" dedi. Beyt yerden yüksekti, tıpkı bir tepe gibi. Gelen
seller sağını solunu aşındırmıştı. Kadın bu şekilde yaşayıp giderken, oraya
Cürhüm`den bir kafile uğradı. Oraya Keda yolundan gelmişlerdi. Mekke`nin
aşağısına konakladılar. Derken orada bir kuşun gelip gittiğini gördüler. "Bu kuş
su üzerine dönüyor olmalı, (burada su var). Halbuki biz bu vadide su olmadığını
biliyoruz!" dediler. Durumu tahkik için, yine de bir veya iki atik adam
gönderdiler. Onlar suyu görünce geri dönüp haber verdiler. Cürhümlüler oraya
gelip, suyun başında İsmail`in annesini buldular. "Senin yanında konaklamamıza
izin verir misin?" dediler. Kadın: "Evet! Ama suda hakkınız olmadığını bilin!"
dedi. Onlar da: "Pekala!" dediler. Aleyhissalatu vesselam der ki: "Ünsiyet
istediği bir zamanda bu teklif İsmail`in annesine uygun geldi. Onlar da oraya
indiler. Sonra geride kalan adamlarına haber saldılar. Onlar da gelip burada
konakladılar. Zamanla orada çoğaldılar. Çocuk da büyüdü. Onlardan Arapça`yı
öğrendi. Büyüdüğü zaman onlar tarafından en çok sevilen, hoşlanılan bir genç
oldu. Buluğa erince, kendilerinden bir kadınla evlendirdiler. Bu sırada
İsmail`in annesi vefat etti. Derken Hz. İbrahim aleyhisselam, İsmail`in
evlenmesinden sonra oraya gelip, bıraktığı (hanımını ve oğlunu) aradı. İsmail`i
bulamadı. Hanımından İsmail`i sordu. Kadın: "Rızkımızı tedarik etmek üzere
(avlanmaya) gitti" dedi. Hz. İbrahim, bu sefer geçimlerini, hallerini sordu.
Kadın: "Halimiz fena, darlık ve sıkıntı içindeyiz!" diyerek şikayetvari konuştu.
Hz. İbrahim: "Kocan gelince, ona benden selam et ve "kapısının eşiğini
değiştirmesini" söyle!" dedi. İsmail geldiği zaman, sanki bir şey sezmiş
gibiydi: "Eve herhangi bir kimse geldi mi?" diye sordu: Kadın: "Evet şu şu
evsafta bir ihtiyar geldi. Senden sordu, ben de haberini verdim, yaşayışımızdan
sordu, ben de sıkıntı ve darlık içinde olduğumuzu söyledim" dedi. İsmail: "Sana,
bir tavsiyede bulundu mu ?" dedi. Kadın: "Evet! Sana söylememi emretti ve
kapının eşiğini değiştirmeni söyledi!" dedi. İsmail: "Bu babamdı. Seninle
ayrılmamı bana emretmiş. Haydi artık ailene git!" dedi ve hanımını boşadı.
Cürhümlülerden bir başka kadınla evlendi. Hz. İbrahim onlardan yine uzun müddet
ayrı kaldı. Bilahare bir kere daha görmeye geldi. Yine İsmail`i evde bulamadı.
Hanımının yanına gelip, İsmail`i sordu. Kadın: "Maişetimizi kazanmaya gitti!"
dedi. Hz. İbrahim: "Haliniz nasıldır?" dedi, geçimlerinden, durumlarından sordu.
Kadın: "İyiyiz, hayır üzereyiz, bolluk içindeyiz" diye Allah`a hamd ve senada
bulundu. "Ne yiyorsunuz?" diye sordu. Kadın: "Et yiyoruz!" dedi. "Ne
içiyorsunuz?" diye sorunca da: "Su!" dedi. Hz. İbrahim: "Allahım, et ve suyu
haklarında mübarek kıl!" diye dua ediverdi." Aleyhissalatu vesselam der ki: "O
gün onların hububatı yoktu. Eğer olsaydı Hz. İbrahim, hububatları için de dua
ediverirdi." İbnu Abbas der ki: "Bu iki şey (et ve su) Mekke`den başka hiçbir
yerde Mekke`deki kadar sıhhata muvafık düşmez (karın sancısı yaparlar). Bu, Hz.
İbrahim`in duasının bir bereketi ve neticesidir). (Resulullah (sav) Hz.
ibrahim`den anlatmaya devam etti:) "İbrahim (İsmail`in hanımına) dedi ki: "Kocan
geldiği zaman, benden ona selam söyle ve kapısının eşiğini sabit tutmasını
emret! (Çünkü eşik, evin dirliğidir)." Hz. İsmail gelince (evde babasının
kokusunu buldu ve) "Yanınıza bir uğrayan oldu mu?" diye sordu. Kadın: "Evet,
bize yaşlı bir adam geldi, kılık kıyafeti düzgundü! " dedi ve (ihtiyar hakkında)
bir kısım övgülerden sonra: "Sana bir tavsiyede bulundu mu?" diye sordu. Kadın:
"Evet sana selam ediyor, kapının eşiğini sabit tutmanı emrediyor" dedi. Hz.
İsmail: "Bu babamdı. Eşik de sensin, seni tutmamı, evliliğimizin devamını
emrediyor! (Sen yanımda değerli idin kıymetin şimdi daha da arttı" der ve kadın
İsmail`e on erkek evlad doğurur.) Sonra, Hz. İbrahim Allah`ın dilediği bir
müddet onlardan ayrı kaldı. Derken bir müddet sonra yanlarına geldi. Bu sırada
Hz. İsmail zemzemin yanında Devha ağacının altında kendisine ok yapıyordu.
Babasını görünce ayağa kalkıp karşılamaya koştu. Baba-oğul karşılaşınca
yaptıklarını yaptılar (kucaklaştılar, el, yüz, göz öpüldü). Sonra Hz. İbrahim:
"Ey İsmail! Allah Teala hazretleri bana ciddi bir iş emretti" dedi. İsmail de:
"Rabbinin emrettiği şeyi yap!" dedi. Hz. İbrahim: "Bu işte sen yardım edecek
misin?" diye sordu. O da: "Evet sana yardım edeceğim!" diye cevap verdi. Bunun
üzerine Hz. İbrahim: "Allah Teala hazretleri bana burada bir Beyt yapmamı
emretti!" diyerek atrafına nazaran yüksekçe bir tepeyi gösterdi." (İbnu Abbas)
dedi ki: "İsmail`le İbrahim işte orada Kabe`nin (daha önceki) temellerini
yükselttiler. Hz. İsmail taş getiriyor, Hz. İbrahim de duvarları örüyordu. Bina
yükselince, Hz. İsmail, babası için (bugün Makam olarak bilinen) şu taşı
getirdi. Yükselen duvarı örerken, Hz. İbrahim (iskele olarak) onun üstüne
çıkıyordu. İsmail de ona (aşağıdan) taş veriyordu. Bu esnada onlar: "Ey Rabbimiz
(Bu hizmetimizi) bizden kabul buyur! Sen gören ve bilensin!" diyorlardı." İbnu
Abbas der ki: "Hz. İsmail ve Hz. İbrahim binayı yaparken (zaman zaman) etrafında
dolaşarak: "Ey Rabbimiz (bu hizmetimizi) bizden kabul buyur! Sen işiten ve
bilensin!" (Bakara 127) diye dua ediyorlardı." |
| HadisNo |
: |
4992 |
|
| |
| Fasil |
: |
KISSALAR
BÖLÜMÜ |
| Konu |
: |
Kıssalar |
| Ravi |
: |
Süheyb |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden öncekiler
arasında bir kral vardı. Onun bir de sihirbazı vardı. Sihirbaz yaşlanınca krala:
"Ben artık yaşlandım. Bana bir oğlan çocuğu gönder ve sihir yapmayı öğreteyim!"
dedi. Kral da öğretmesi için ona bir oğlan gönderdi. Oğlanın geçtiği yolda bir
rahip yaşıyordu. (Bir gün giderken) rahibe uğrayıp onu dinledi, konuşması hoşuna
gitti. Artık sihirbaza gittikçe, rahibe uğruyor, yanında (bir müddet) oturup onu
dinliyordu. (Bir gün) delikanlıyı sihirbaz, yanına gelince dövdü. Oğlan da
durumu rahibe şikayet etti. Rahip ona: "Eğer sihirbazdan (dövecek diye)
korkarsan: "Ailem beni oyaladı!" de; ailenden korkacak olursan, "Beni sihirbaz
oyaladı" de!" diye tenbihte bulundu. O bu halde (devam eder) iken, insanlara
mani olmuş bulunan büyük bir canavara rastladı. (Kendi kendine): "Bugün
bileceğim; sihirbaz mı efdal, rahip mi efdal!" diye mırıldandı. Bir taş aldı ve:
"Allahım! Eğer rahibin işi, sana sihirbazın işinden daha sevimli ise, şu hayvanı
öldur ve insanlar geçsinler!" deyip, taşı fırlattı ve hayvanı öldürdü. İnsanlar
yollarına devam ettiler. Delikanlı rahibe gelip durumu anlattı. Rahib ona:
"Evet! Bugün sen benden efdalsin (üstünsün)! Görüyorum ki, yüce bir
mertebedesin. Sen imtihan geçireceksin, imtihana maruz kalınca sakın benden
haber verme!" dedi. Oğlan anadan doğma körleri ve alaca hastalığına
yakalananları tedavi eder, insanları başkaca hastalıklardan da kurtarırdı. Onu
kralın gözleri kör olan arkadaşı işitti. Birçok hediyeler alarak yanına geldi
ve: "Eğer beni tedavi edersen, şunların hepsi senindir" dedi. O da: "Ben kimseyi
tedavi etmem, tedavi eden Allah`tır. Eğer Allah`a iman edersen, sana şifa
vermesi için dua edeceğim. O da şifa verecek!" dedi. Adam derhal iman etti,
Allah da ona şifa verdi. Adam bundan sonra kralın yanına geldi. Eskiden olduğu
gibi yine yanına oturdu. Kral: "Gözünü sana kim iade etti?" diye sordu.
"Rabbim!" dedi. Kral: "Senin benden başka bir rabbin mi var?" dedi. Adam: "Benim
de senin de rabbimiz Allah`tır!" cevabını verdi. Kral onu yakalatıp işkence
ettirdi. O kadar ki, (gözünü tedavi eden ve Allah`a iman etmesini sağlayan)
oğlanın yerini de gösterdi. Oğlan da oraya getirildi. Kral ona: "Ey oğul! Senin
sihrin körlerin gözünü açacak, alaca hastalığını tedavi edecek bir dereceye
ulaşmış, neler neler yapıyormuşsun!" dedi. Oğlan: "Ben kimseyi tedavi etmiyorum,
şifayı veren Allah`tır!" dedi. Kral onu da tevkif ettirip işkence etmeye
başladı. O kadar ki, o da rahibin yerini haber verdi. Bunun üzerine rahip
getirildi. Ona: "Dininden dön!" denildi. O bunda direndi. Hemen bir testere
getirildi. Başının ortasına konuldu. Ortadan ikiye bölündü ve iki parçası yere
düştü. Sonra oğlan getirildi. Ona da: "Dininden dön!" denildi. O da imtina etti.
Kral onu da adamlarından bazılarına teslim etti. "Onu falan dağa götürün,
tepesine kadar çıkarın. Zirveye ulaştığınız zaman (tekrar dininden dönmesini
talep edin); dönerse ne ala, aksi takdirde dağdan aşağı atın!" dedi. Gittiler
onu dağa çıkardılar. Oğlan: "Allahım, bunlara karşı, dilediğin şekilde bana
kifayet et!" dedi. Bunun üzerine dağ onları salladı ve hepsi de düştüler. Oğlan
yürüyerek kralın yanına geldi. Kral: "Arkadaşlarıma ne oldu?" dedi. "Allah,
onlara karşı bana kifayet etti" cevabını verdi. Kral onu adamlarından bazılarına
teslim etti ve: "Bunu bir gemiye götürün. Denizin ortasına kadar gidin. Dininden
dönerse ne ala, değilse onu denize atın!" dedi. Söylendiği şekilde adamları onu
götürdü. Oğlan orada: "Allahım, dilediğin şekilde bunlara karşı bana kifayet
et!" diye dua etti. Derhal gemileri alabora olarak boğuldular. Çocuk yine
yürüyerek hükümdara geldi. Kral: "Arkadaşlarıma ne oldu?" diye sordu. Oğlan:
"Allah onlara karşı bana kifayet etti" dedi. Sonra krala: "Benim emrettiğimi
yapmadıkça sen beni öldüremeyeceksin!" dedi. Kral: "O nedir?" diye sordu. Oğlan:
"İnsanları geniş bir düzlükte toplarsın, beni bir kütüğe asarsın, sadağımdan bir
ok alırsın. Sonra oku, yayın ortasına yerleştirir ve: "Oğlanın Rabbinin adıyla"
dersin. Sonra oku bana atarsın, işte eğer bunu yaparsan beni öldürürsün!" dedi.
Hükümdar, hemen halkı bir düzlükte topladı. Oğlanı bir kütüğe astı. Sadağından
bir ok aldı. Oku yayının ortasına yerleştirdi. Sonra: "Oğlanın Rabbinin adıyla!"
dedi ve oku fırlattı. Ok çocuğun şakağına isabet etti. Çocuk elini şakağına okun
isabet ettiği yere koydu ve Allah`ın rahmetine kavuşup öldü. Halk: "Oğlanın
Rabbine iman ettik!" dediler. Halk bu sözü üç kere tekrar etti. Sonra krala
gelindi ve: "Ne emredersiniz? Vallahi korktuğunuz başınıza geldi. Halk oğlanın
Rabbine iman etti!" denildi. Kral hemen yolların başlarına hendekler kazılmasını
emretti. Derhal hendekler kazıldı. İçlerinde ateşler yakıldı. Kral: "Kim
dininden dönmezse onu bunlara atın!" diye emir verdi. Yahut hükümdara "Sen at!"
diye emir verildi. İstenen derhal yerine getirildi. Bir ara, beraberinde çocuğu
olan bir kadın getirildi. Kadın oraya düşmekten çekinmişti, çocuğu: "Anneciğim
sabret. Zira sen hak üzeresin!" dedi. |
| HadisNo |
: |
4993 |
|
| |
| Fasil |
: |
KISSALAR
BÖLÜMÜ |
| Konu |
: |
Kıssalar |
| Ravi |
: |
Ebu
Hureyre |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Üç kişi dışında hiç
kimse beşikte iken konuşmamıştır. Bunlar: Hz. İsa İbnu Meryem aleyhima`s-selam,
Cüreyc`in arkadaşı. Cüreyc, kendini ibadete vermiş abid bir kuldu. Bir manastıra
çekilmiş orada ibadetle meşguldu. Derken bir gün annesi yanına geldi, o namaz
kılıyordu. "Ey Cüreyc! [Yanıma gel, seninle konuşacağım! Ben annenim]" diye
seslendi. Cüreyc: "Allahım! Annem ve namazım (hangisini tercih edeyim?)" diye
düşündü). Namazına devama karar verdi. Annesi çağırmasını [her defasında üç kere
olmak üzere] üç gün tekrarladı. (Cevap alamayınca) üçüncü çağırmanın sonunda:
"Allahım, kötü kadınların yüzünü göstermedikçe canını alma!" diye bedduada
bulundu. Benİ israil, aralarında Cüreyc ve onun ibadetini konuşuyorlardı. O
diyarda güzelliğiyle herkesin dilinde olan zaniye bir kadın vardı. "Dilerseniz
ben onu fitneye atarım" dedi. Gidip Cüreyc`e sataştı. Ancak Cüreyc ona iltifat
etmedi. Kadın bir çobana gitti. Bu çoban Cüreyc`in manastırı(ın dibi)nde barınak
bulmuş birisiydi. Kadın onunla zina yaptı ve hamile kaldı. Çocuğu doğurunca: "Bu
çocuk Cüreyc`ten" dedi. Halk (öfkeyle) gelip Cüreyc`i manastırından çıkarıp
manastırı yıktılar, [hakaretler ettiler], kendisini de dövmeye başladılar, (linç
edeceklerdi). Cüreyc onlara: "Derdiniz ne?" diye sordu. "Şu fahişe ile zina
yaptın ve senden bir çocuk doğurdu!" dediler. Cüreyc: "Çocuk nerede, (getirin
bana?)"dedi. Halk çocuğu ona getirdi. Cüreyc: "Bırakın beni namazımı kılayım!"
dedi. Bıraktılar ve namazını kıldı. Namazı bitince çocuğun yanına gitti, karnına
dürttü ve: "Ey çocuk! Baban kim?" diye sordu. Çocuk: "Falanca çoban!" dedi.
Bunun üzerine halk Cüreyc`e gelip onu öpüp okşadı ve: "Senin manastırını
altından yapacağız!" dedi. Cüreyc ise: "Hayır! Eskiden olduğu gibi kerpiçten
yapın!" dedi. Onlar da yaptılar. (Üçüncüsü): Bir zamanlar bir çocuk annesini
emiyordu. Oradan şahlanmış bir at üzerinde kılık kıyafeti güzel bir adam geçti.
Onu gören kadın: "Allah`ım şu oğlumu bunun gibi yap!" diye dua etti. Çocuk
memeyi bırakarak adama doğru yönelip baktı ve: "Allahım beni bunun gibi yapma!"
diye dua etti. Sonra tekrar memesine dönüp emmeye başladı." Ebu Hureyre der ki:
"Ben Resulullah (sav)`ı, şehadet parmağını ağzına koyup emmeye başlayarak,
çocuğun emişini taklid ederken görür gibiyim." (Resulullah anlatmaya devam
etti): "(Sonra annenin yanından) bir kalabalık geçti. Ellerinde bir cariye
vardı. Onu dövüyorlar ve: "(Seni zani seni!) Zina yaparsın, hırsızlık yaparsın
ha!" diyorlardı. Cariye ise: "Allah bana yeter, o ne iyi vekildir!" diyordu.
Çocuğun annesi: "Allahım çocuğumu bunun gibi yapma!" dedi. Çocuk yine emmeyi
bıraktı, cariyeye baktı ve: "Allahım beni bunun gibi yap!" dedi. İşte burada
anne,evlat karşılıklı konuşmaya başladılar: [Anne dedi ki: "Boğazı tıkanasıca!
Kıyafeti güzel bir adam geçti. Ben: "Allahım, oğlumu bunun gibi yap" dedim. Sen:
"Allahım! Beni bunun gibi yapma!" dedin. Yanımızdan cariyeyi döverek, zina ve
hırsızlık yaptığını söyleyerek geçenler oldu. Ben: "Allahım, oğlumu bunun gibi
yapma" dedim. Sen ise: "Allahım, beni bunun gibi yap!" dedin."] Oğlu şu cevabı
verdi: "Güzel kıyafetli bir adam geçti. Sen: "Allahım, oğlumu bunun gibi yap!"
dedin, ben ise: "Allahım beni bunun gibi yapma!" dedim. Yanınızdan bu cariyeyi
geçirdiler. Onu hem dövüp hem de: "Zina ettin, hırsızlık ettin!" diyorlardı.
Sen: "Allahım, oğlumu bunun gibi yapma! "dedin. Ben ise: "Allahım, beni bunun
gibi yap!" dedim. (Sebebini açıklayayım): O atlı adam cebbar zalimin biriydi.
Ben de: "Allahım beni böyle yapma!" dedim. "Zina ettin, hırsızlık yaptın!"
dedikleri şu zavallı cariye ise ne zina yapmıştı, ne de çalmıştı! Ben de "Alahım
beni bunun gibi yap!" dedim." [Metin Müslim`den alınmalıdır.] |
| HadisNo |
: |
4994 |
|
| |
| Fasil |
: |
KISSALAR
BÖLÜMÜ |
| Konu |
: |
Kıssalar |
| Ravi |
: |
İbnu
Ömer |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden önce
yaşayanlardan üç kişi yola çıktılar. (Akşam olunca) geceleme ihtiyacı onları bir
mağaraya sığındırdı ve içine girdiler. Dağdan (kayan) bir taş yuvarlanıp,
mağaranın ağzını üzerlerine kapadı. Aralarında: "Bizi bu kayadan, salih
amellerinizi şefaatçi kılarak Allah`a yapacağınız dualar kurtarabilir!" dediler.
Bunun üzerine birincisi şöyle dedi: "Benim yaşlı, ihtiyar iki ebeveynim vardı.
Ben onları çok kollar, akşam olunca onlardan önce ne ailemden ne de
hayvanlarımdan hiçbirine yedirip içirmezdim. Bir gün ağaç arama işi beni
uzaklara attı. Eve döndüğümde ikisi de uyumuştu. Onlar için sütlerini sağdım.
Hala uyumakta idiler. Onlardan önce aileme ve hayvanlarıma yiyecek vermeyi uygun
bulmadım, onları uyandırmaya da kıyamadım. Geciktiğim için çocuklar ayaklarımın
arasında kıvranıyorlardı. Ben ise süt kapları elimde, onların uyanmalarını
bekliyordum. Derken şafak söktü: " Ey Allahım! Bunu senin rızan için yaptığımı
biliyorsan, bizim yolumuzu kapayan şu taştan bizi kurtar!" Taş bir miktar
açıldı. Ama çıkacakları kadar değildi. İkinci şahıs şöyle dedi: "Ey Allahım!
Benim bir amca kızım vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Ondan kam almak
istedim. Ama bana yüz vermedi. Fakat gün geldi kıtlığa uğradı, bana başvurmak
zorunda kaldı. Ona, kendisini bana teslim etmesi mukabilinde yüz yirmi dinar
verdim; kabul etti. Arzuma nail olacağım sırada: "Allah`ın mührünü, gayr-ı meşru
olarak bozman sana haramdır!" dedi. Ben de ona temasta bulunmaktan kaçındım ve
insanlar arasında en çok sevdiğim kimse olduğu halde onu bıraktım, verdiğim
altınları da terkettim. Ey Allahım, eğer bunları senin ma-yı şerifin için
yapmışsam, bizi bu sıkıntıdan kurtar." Kaya biraz daha açıldı. Ancak onlar
çıkabilecek kadar açılmadı. Üçüncü şahıs dedi ki: "Ey Allahım, ben işçiler
çalıştırıyordum. Ücretlerini de derhal veriyordum. Ancak bir tanesi [bir farak
pirinçten ibaret olan] ücretini almadan gitti. Ben de onun parasını onun adına
işletip kar ettirdim. Öyle ki çok malı oldu. Derken (yıllar sonra) çıkageldi ve:
"Ey Abdullah! Bana olan borcunu öde!" dedi. Ben de: "Bütün şu gördüğün sığır,
davar, deve, köleler senindir. Git bunları al götür!" dedim. Adam: "Ey Abdullah,
benimle alay etme!" dedi. Ben tekrar: "Ben kesinlikle seninle alay etmiyorum.
Git hepsini al götür!" diye tekrar ettim. Adam hepsini aldı götürdü. "Ey
Allahım, eğer bunu senin rızan için yaptıysam, bize şu halden kurtuluş nasip
et!" dedi. Kaya açıldı, çıkıp yollarına devam ettiler." |
| HadisNo |
: |
4995 |
|
| |
| Fasil |
: |
KISSALAR
BÖLÜMÜ |
| Konu |
: |
Kıssalar |
| Ravi |
: |
İbnu
Ömer |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden önce
yaşayanlar arasında Kifl adında biri vardı. Bildiğinden hiç şaşmazdı. İhtiyaç
içinde olduğunu bildiği bir kadına gelerek, altmış dinar verdi. Kadından kam
almak üzere teşebbüse geçince kadın, titredi ve ağladı. "Niye ağlıyorsun?" diye
sorunca, kadın: "Bu benim hiç yapmadığım (haram) bir amel. Bu günaha beni razı
eden de fakrımdır!" dedi. Adam da: "Yani sen şimdi Allah korkusuyla mı
ağlıyorsun? Öyleyse, Allah`tan korkmaya ben senden daha layıkım! Haydi git,
verdiğim para da senin olsun. Vallahi ben bundan böyle Allah`a hiç asi
olmayacağım!" dedi. Adam o gece öldü. Sabah, kapısında şu yazılı idi: "Allah
Kifl`i mağfiret etti!" Halk bu duruma şaşırdı kaldı. Allah o devrin peygamberine
Kifl`in durumunu vahyen bildirinceye kadar şaşkınlık devam etti." |
| HadisNo |
: |
4996 |
|
| |
| Fasil |
: |
KISSALAR
BÖLÜMÜ |
| Konu |
: |
Kıssalar |
| Ravi |
: |
Ebu
Vail |
| Hadis |
: |
Ebu Vail, Rebia kabilesinden el-Haris İbnu Yezid
el-Bekri adında bir adamdan naklen anlatıyor: "Medine`ye gelmiştim, Resulullah
(sav)`ın yanına gittim. Mescid, cemaatle dolu idi. Orada dalgalanan siyah
bayraklar vardı. Hz. Bilal (ra) kılıcını kuşanmış, Resulullah ()`ın yanında
duruyordu. Ben: "Bu insanların derdi ne, (ne oluyor)?" diye sordum. "Resulullah
(sav) Amr İbnu`l-As`ı, Rebia`ya doğru göndermek istiyor, (onun hazırlığı var)!"
dediler. Ben: "Ad elçisi gibi olmaktan Allah`a sığınırım" dedim. Aleyhissalatu
vesselam: "Ad elçisi de nedir?" buyurdular. Ben: "Bunu çok iyi bilen kimseye
düştünüz. Ad (kavmi) kıtlığa uğrayınca Kayl`ı kendileri için su aramaya
gönderdi. Kayl da, Bekr İbnu Muaviye`ye uğradı. O, buna şarap içirdi ve Mekke`de
o sıralarda seslerinin ve tegannisinin güzelliğiyle meşhur Cerade isminde iki
cariye de şarkılar söyledi. [Bu suretle bir ay kadar kaldıktan sonra], Mühre
(İbnu Haydan kabilesinin) dağına müteveccihen oradan ayrıldı. Dedi ki: "Ey
Allahım! Ben sana ne tedavi edeceğim bir hasta, ne de fidyesini ödeyeceğim bir
esir için gelmedim. Sen kulunu, sulayıcı olduğun müddetçe sula. Onunla birlikte
Bekr İbnu Muaviye`yi de sula. -Böylece kendisine içirdiği şarap için ona teşekür
eder." Bunun üzerine onun için üç parça bulut yükseltildi. Biri kızıl, biri
beyaz, biri de siyah. Ona: "Bunlardan birini seç!" denildi. O, bunlardan siyah
olanını seçti. Ona: "Ad kavminden tek kişiyi bırakmayıp helak edecek bu bulutu
toz duman olarak al!" denildi." Bunu söyleyince (sav): "(Onlara) sadece şu
-yüzük halkası- miktarında rüzgar gönderildi" buyurdular ve arkasından şu
mealdeki ayet-i kerimeyi tilavet ettiler: "Ad (kavminin helak edilmesinde) de
(ibret vardır). Hani onların üzerine o kısır rüzgarı göndermiştik. Öyle bir
rüzgar ki, her uğradığı şeyi (yerinde) bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi
savuruyordu" (Zariyat 41-42). |
| HadisNo |
: |
4997 |
|
| |
| Fasil |
: |
KISSALAR
BÖLÜMÜ |
| Konu |
: |
Kıssalar |
| Ravi |
: |
Ebu
Hureyre |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Beni İsrail`den üç
kişi vardı: Biri alatenli, biri kel, biri de ama. Allah bunları imtihan etmek
istedi. Bu maksadla onlara (insan suretinde) bir melek gönderdi. Melek önce
alatenliye geldi. Ve: "En çok neyi seversin?" dedi. Adam: "Güzel bir renk, güzel
bir cild, insanları benden tiksindiren halin gitmesini!" dedi. Melek onu
meshetti. Derken çirkinliği gitti, güzel bir renk, güzel bir cild sahibi oldu.
Melek ona tekrar sordu: "Hangi mala kavuşmayı seversin?" "Deveye!" dedi, adam.
Anında ona on aylık hamile bir deve verildi. Melek: "Allah bunları sana mübarek
kılsın!" deyip (kayboldu) ve kelin yanına geldi. "En ziyade istediğin şey
nedir?" dedi. Adam: "Güzel bir saç ve halkı ikrah ettiren şu halin benden
gitmesi" dedi. Melek, keli elleriyle meshetti, adamın keli gitti. Kendisine
güzel bir saç verildi. Melek tekrar; "En çok hangi malı seversin?" diye sordu.
Adam: "Sığırı!" dedi. Hemen kendisine hamile bir inek verildi. Melek: "Allah bu
sığırı sana mübarek kılsın!" diye dua etti ve amanın yanına gitti. Ona da: "En
çok neyi seversin?" diye sordu. Adam: "Allah`ın bana gözümü vermesini ve
insanları görmeyi!" dedi. Melek onu meshetti ve Allah da gözlerini anında iade
etti. Melek ona da: "En çok hangi malı seversin?" diye sordu. Adam: "Koyun!"
dedi. Derhal doğurgan bir koyun verildi. "Derken sığır ve deve yavruladılar,
koyun da kuzuladı. Çok geçmeden birinin bir vadi doluşu develeri, diğerinin bir
vadi doluşu sığırları, öbürünün de bir vadi dolusu koyunları oldu. Sonra melek,
alatenliye, onun eski hali ve heyetine bürünmüş olarak geldi ve: "Ben fakir bir
kimseyim, yola devam imkanlarım kesildi. Şu anda Allah ve senden başka bana
yardım edecek kimse yok! Sana şu güzel rengi, şu güzel cildi ve şu malı veren
Allah aşkına bana bir deve vermeni talep ediyorum! Ta ki onunla yoluma devam
edebileyim" dedi. Adam: "(Olmaz öyle şey, onda nicelerinin) hakları var!" dedi
ve yardım talebini reddetti. Melek de: "Sanki seni tanıyor gibiyim! Sen
alatenli, herkesin ikrah ettiği, fakir birisi değil miydin? Allah sana (sıhhat
ve mal) verdi" dedi. Ama adam: "(Çok konuştun!) Ben bu malı büyüklerimden
tevarüs ettim!" diyerek onu tersledi. Melek de: "Eğer yalancı isen Allah seni
eski haline çevirsin!" dedi ve onu bırakarak kel`in yanına geldi. Buna da onun
eski halinde kel birisi olarak göründü. Ona da öbürüne söylediklerini söyleyerek
yardım talep etti. Bu da önceki gibi talebi reddetti. Melek buna da: "Eğer
yalancıysan Allah seni eski haline çevirsin!" deyip, amaya uğradı. Buna da onun
eski hali heyeti üzere (yani bir ama olarak) göründü. Buna da: "Ben fakir bir
adamım, yolcuyum, yola devam etme imkanı kalmadı. Bugün, evvel Allah sonra
senden başka bana yardım edecek yok! Sana gözünü iade eden Allah aşkına senden
bir koyun istiyorum; ta ki yolculuğuma devam edebileyim!" dedi. Ama cevaben:
"Ben de ama idim. Allah gözümü iade etti, fakirdim (mal verip) zengin etti.
İstediğini al, istediğini bırak! Vallahi, bugün Allah adına her ne alırsan, sana
zorluk çıkarmayacağım!" dedi. Melek de: "Malın hep senin olsun! Sizler imtihan
olundunuz. Senden memnun kalındı ama diğer iki arkadaşına gadap edildi" dedi (ve
gözden kayboldu)." |
| HadisNo |
: |
4998 |
|
| |
| Fasil |
: |
KISSALAR
BÖLÜMÜ |
| Konu |
: |
Kıssalar |
| Ravi |
: |
Ebu
Hureyre |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav) Beni İsrail`den bin dinar borç para
isteyen bir kimseden bahsetti. Beni İsrail`den borç talep ettiği kimse: "Bana
şahidlerini getir, onların huzurunda vereyim, şahid olsunlar!" dedi. İsteyen
ise: "Şahid olarak Allah yeter!" dedi. Öbürü: "Öyleyse bana kefil getir" dedi.
Berikisi "Kefil olarak Allah yeter" dedi. Öbürü: "Doğru söyledin!" dedi ve belli
bir vade ile parayı ona verdi. Adam deniz yolculuğuna çıktı ve ihtiyacını gördü.
Sonra borcunu vadesi içinde ödemek maksadıyla geri dönmek üzere bir gemi aradı,
ama bulamadı. Bunun üzerine bir odun parçası alıp içini oydu. Bin dinarı
sahibine hitabeden bir mektupla birlikte oyuğa yerleştirdi. Sonra oyuğun ağzını
kapayıp düzledi. Sonra da denize getirip: "Ey Allahım, biliyorsun ki, ben
falandan bin dinar borç almıştım. Benden şahid istediğinde ben: "Şahid olarak
Allah yeter!" demiştim. O da şahid olarak sana razı oldu. Benden kefil isteyince
de: "Kefil olarak Allah yeter!" demiştim. O da kefil olarak sana razı olmuştu.
Ben ise şimdi, bir gemi bulmak için gayret ettim, ama bulamadım. Şimdi onu sana
emanet ediyorum!" dedi ve odun parçasını denize attı ve odun denize gömüldü.
Sonra oradan ayrılıp, kendini memleketine götürecek bir gemi aramaya başladı.
Borç veren kimse de, parasını getirecek gemiyi beklemeye başladı. Gemi yoktu
ama, içinde parası bulunan odun parçasını buldu. Onu ailesine odun yapmak üzere
aldı. (Testere ile) parçalayınca parayı ve mektubu buldu. Bir müddet sonra borç
alan kimse geldi. Bin dinarla adama uğradı ve: "Malını getirmek için aralıksız
gemi aradım. Ancak beni getirenden daha önce gelen bir gemi bulamadım" dedi.
Alacaklı: "Sen bana bir şeyler göndermiş miydin?" diye sordu. Öbürü: "Ben sana,
daha önce bir gemi bulamadığımı söyledim" dedi. Alacaklı: "Allah Teala
hazretleri, senin odun parçası içerisinde gönderdiğin parayı sana bedel ödedi.
Bin dinarına kavuşmuş olarak dön" dedi." |
| HadisNo |
: |
4999 |
|
| |
| Fasil |
: |
KISSALAR
BÖLÜMÜ |
| Konu |
: |
Kıssalar |
| Ravi |
: |
Selman |
| Hadis |
: |
Hz. İsa ile Hz. Muhammed aleyhimessalatu vesselam
arasındaki fetret altı yüz senedir. |
| HadisNo |
: |
5000 |
|
| |
| Fasil |
: |
KISSALAR
BÖLÜMÜ |
| Konu |
: |
Kıssalar |
| Ravi |
: |
İbnu
Abbas |
| Hadis |
: |
İranlıların peygamberi vefat ettiği zaman, İblis,
onlara Mecusilik dinini yazdı." [Bu rivayet, elde mütedavil Ebu Davud
nüshalarında bulunmamıştır.] |
| HadisNo |
: |
5001 |
| |
| Fasil |
: |
KISSALAR
BÖLÜMÜ |
| Konu |
: |
Kıssalar |
| Ravi |
: |
Ebu
Hureyre |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Tübba` mel`un mudur
bilemiyorum. Keza Uzeyr, peygamber midir onu da bilemiyorum." |
| HadisNo |
: |
5002 |
|
| |
| Fasil |
: |
KISSALAR
BÖLÜMÜ |
| Konu |
: |
Kıssalar |
| Ravi |
: |
Ebu
Hureyre |
| Hadis |
: |
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Eğer Beni İsrail
olmasaydı, et kokuşmazdı. Eğer Havva olmasaydı, kadınlar kocalarına hiçbir zaman
ihanet etmezdi." |
| HadisNo |
: |
5003 |
|
|
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder